| |
| YEREL STK BULUŞMASI
Şenay Gökbayrak 1- Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Araştırma Görevlisi 2- Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Gönüllüsü
SOSYAL DEVLET SİSTEMLERİNİN REFORMUNDA YEREL BOYUT Bilindiği üzere, Avrupa Birliği ve diğer OECD ülkelerinin sosyal devlet sistemleri ciddi baskılar altında bulunmaktadır. Batı Avrupa ülkelerinin temel sorunu sosyal devlet programlarına bağlı insan sayısının artmasına karşın söz konusu hizmetleri finanse edecek kaynaklarının bulunamaması olurken, A.B.D’de sosyal devlet mantığında sunulan hizmetler oldukça etkisiz ve verimsiz olarak değerlendirilmekte, bireysel güvence ve bu güvencenin sağlanmasında bireye olan vurgu ön plana çıkarılmaktadır. Sosyal devletin karşılaştığı baskılar karşısında, yok olmaktan çok bir yeniden yapılanma sürecine girdiği sıkça vurgulanmaktadır. Bu değişim sürecinde ortaya çıkan uygulamaların temelinde ise, sosyal yardımların ve yüksek işsizlik karşısında artan işsizlik ödeneklerinin maliyetini azaltmak amacıyla, iş-çalışma vurgusunu öne çıkaran sosyal devlet yapılanması bulunmaktadır. Bu stratejilerin ortak amacı, istihdam edilebilirliği artıran ve böylece sisteme olan bağlılığı azaltarak maliyetleri aşağı çeken aktif politikaların uygulanmasını sağlamaktır. Uygulamalar aynı zamanda ücretli iş olanaklarının yaratılmasına yardımcı olan vergi ve yardım programları ile tamamlanmaktadır. Hükümetler bu amaçlara ulaşmak için öncelikle, sosyal devlet kurumlarının hizmet dağıtımı ve yönetiminde radikal sayılabilecek değişimlere gitmektedirler. Bu noktada, söz konusu kurumların yukarıdan aşağıya, esnek olmayan, parçalı ve rekabet yeteneği bulunmayan yapısı ile yukarıda belirtilen amaçlara ulaşılamayacağı öne sürülmektedir. Öne çıkan yeniden yapılanma aracı ise dezantralizasyon yani iş temelli sosyal devlet programlarının organizasyonu ve uygulamasında artan oranda yerel nitelikli kurum ve unsurlardan yararlanılması şeklinde oluşmaktadır. Finn, iş temelli sosyal devlet stratejisinin gelişimini ve bu gelişimde yerel boyutun artan önemini Büyük Britanya, Amerika ve Hollanda gibi farklı sosyal devlet kültürlerine sahip ülkelerde karşılaştırmalı bir inceleme yaparak ortaya koyduğu çalışmasında, öncelikle bu değişimin, incelenen ülkeler düzleminde kamu istihdam hizmetleri ve programlarından başladığını belirtmektedir. Söz konusu reformların temel amacı, değişen istihdam biçimlerine karşı yanıt verebilme isteği, aynı zamanda uzun dönemli işsizliğin neden olduğu sosyal dışlanmanın önlenmek istenmesidir. Bu çerçevede ülkeler kamu istihdam hizmetlerini (PES) dezantralize ederek, söz konusu hizmetlerin sunumunda daha fazla rekabet sağlanmasını teşvik etmek istemektedirler. Bu oluşuma eş anlı olarak yerel işbirliği olarak adlandırabileceğimiz, sosyal tarafların ve diğer grupların katıldığı, sorunlara yerel düzeyde somut çözümlerin arandığı bir süreç eşlik etmektedir. Ulaşılmak istenen amaç, sistemlerin etkinliğini artırarak, daha uyumlu( hem işçiler hem de işverenler açısından) bir işlerliğe kavuşturulmalarını sağlamaktır. Performans hedefleri ile uyumlu yönetim anlayışının kurumlar üzerinde yeni baskılar yarattığı savunulmakta ve böylece geleneksel – bürokratik yapıların , yaratıcı, sorun çözücü karakteri ağır basan kurumlar haline getirilmesine çalışılmaktadır. Bu noktada temel çözüm olarak, yerel uyumun sağlanması yönünde yapılanmaların oluşturulması öne sürülmektedir. Hükümetler, sosyal dışlanma ve refah devletine bağımlılığı azaltmak için geliştirdikleri stratejilerin sonuca ulaşması yönünde temel bir engel olan iletişim eksikliğini gidermek için yerel kuruluşlarla birlikte ortak bir gündem yaratmak için önemli çabalar göstermektedirler. Bu anlayış yerel uyuma ve aynı zamanda çeşitli yerel komitelerin gelişimine etki etmekte ve böylece istenilen esneklik sağlanmakta ve sonuçta Finn’in deyimiyle, daha esnek kurumsal düzenlemeler, daha yerel istihdam politikalarının temel unsuru olmaktadır. Bu noktada, yerel boyutun artan öneminden beklenen yararlar şu şekilde sıralanmaktadır: Yerel aktörlerin kendi bölgelerinin sorunlarını tanımlamada ve anlamada temel başvuru kaynağını oluşturmaları, ulusal ve yerel kuruluşların oluşturduğu programların bir bütünlük içinde uygulanması sonucu sinerjinin artması ve politik oluşumların etkinliğinin artmasıdır. Bunun yanı sıra Finn, yerel istihdam programlarının beraberinde getirdiği bir takım dezavantajlı unsurları da sıralamaktadır. Bu noktada söz konusu hizmetlerin etkin işlerliğinin sağlanamaması durumunda bölgeler arasındaki eşitsizliğin artacağı, bu ortaklık anlayışının bazı ortaklar tarafından sorumluluğun diğer ortaklar üzerine aktarılmasına olanak sağlayan kötü kullanımlara yol açabileceği, bu işbirliği anlayışının oldukça yüksek dayanışma yetisi gerektirdiği bunun sağlanamaması durumunda ise istenmeyen başka bir bürokrasinin oluşacağı öne sürülmektedir. Literatürde yerel ortaklık ya da yeni kurumsal düzenlemelere ilişkin karşılaştırmalı,sistematik değerlendirmeleri içeren çalışma sayısı yok denecek kadar az sayıdadır. Finn’in çalışmasında ise sözü edilen üç ülke bağlamında her ne kadar anlayış faklılığı olsa da önemli gelişmelerin olduğu belirtilmekte, politikacıların yerel alandaki çeşitliliği –ki burada anlatılmak istenen işgücü piyasaların yapı ve gelişim farklılığı, istihdam biçimleri, sosyal devlet hizmetlerinden yararlanan nüfus yapısının farklılığı ve kurumsal farklılıklardır- kabul ederek, etkili programların sunumunda önemli rol oynadıkları ortaya konulmaktadır. Bu açıdan yerel esneklik, pratik bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yerel ortaklığın ortaya çıkışı, ülkeler düzeyinde, yasal statü, formel güçleri, çalışma biçimleri ve uyguladıkları programlar bağlamında birbirinden oldukça farklıdır. Bununla beraber, yerel parçalanmanın üstesinden gelinerek, kurumlar arasındaki uyumun sağlanması gibi bir ortak amaç bulunmaktadır. Ancak uygulamada ortaya çıkan sorunlara yönelik yapılan analizlerin azlığı, söz konusu yerel ortaklık anlayışının olumlu ya da olumsuz yönde değerlendirilmesi açısından ciddi bir engel oluşturmaktadır. Bu konuda OECD ülkeleri çerçevesinde yapılan bir çalışma bu programların etkin bir değerlendirme sistemlerine sahip olmadığını özellikle Avrupa düzleminde bu konuya ilişkin olarak yeteri veri bulunmadığı buna karşın Amerika ve Kanada’da bu konu üzerine yapılan çalışmaların hem nitelik hem de nicelik açısından daha gelişkin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu iki ülkede on yılı aşkın süredir uygulana programlardan elde edilen sonuçlar genellikle olumlu olmakla beraber bir çok insan klasik refah devleti yönündeki anlayışını sürdürmektedir. Farklı yaklaşımlar farklı sonuçları üretmekte, iş arama yardımları, meslek klüpleri, temel eğitim ve işe yönelik eğitim gibi kavramlara ilişkin olarak kullanılan yaklaşımlar olaya ne yönden bakıldığına bağlı olarak değişmektedir. Yönetim ve kaynak sorunu ise yerel uygulamaların can alıcı noktalarını oluşturmaktadır. Finn, tüm bu süreci ortaya koyduktan sonra, çalışmasında iş temelli sosyal devlet anlayışının en iyi sonuçlarının, yerel ve bölgesel koşullara uygun, yerel grupların katıldığı ve ekonomik konjonktürün koşullarına uygun olarak oluşturulan esnek programların politikacılar tarafından sürdürülmesine bağlı olduğunu açıklamaktadır. Finn’in üzerinde önemle durduğu yerelleşme olgusu, son dönem sosyal devlet sistemi ve sosyal devlet hizmetlerine ilişkin literatürde oldukça sık tartışılmaktadır. Bölgelerin kendi özellik ve gereksinimlerine uygun yapılanmalar geliştirmelerinin bir takım kazanımları olmakla beraber, ulusal- yerel dengenin tam olarak sağlanmaması ve bütünlüğün bozulması durumunda söz konusu kazanımlar ciddi kayıplara dönüşecek potansiyeli içlerinde taşımaktadır. Bu nedenle ulusal-yerel dengenin iyi kurulması ve bu yönde yapılanmaların oluşturulması gerekmektedir. Bu noktada da yerelleşmeye ne anlam yüklenildiği de, uygulamaların niteliğini belirleyen temel bir unsur olmaktadır. Finn, Dan, “Welfare to Work: The Local Dimension”, Journal of European Social Policy, Vol:10, No:1, February 2000. Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı |