Fişek Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı














 

YEREL STK BULUŞMASI

    Gelecek Toplantı      Tutanaklar   
   İşbirliği Çağrısı      Yerel Yönetim Yasası       Görüşler      


Şenay Gökbayrak

1- Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Araştırma Görevlisi

2- Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Gönüllüsü
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

ZOR ZAMANLARDA SOSYAL DEVLETİ DESTEKLEMEK : HESABI KİM ÖDEYECEK ?

Rekabetçi kapitalizm içinde, sosyal entegrasyonu koruma yönünde farklı oluşumlar ortaya koyan Avrupa Sosyal Devleti, esas itibariyle II. Dünya Savaşı'nı izleyen otuz yıl içinde gelişmiştir. Ancak günümüzde sosyal devletin sürdürülebilmesi ve desteklenebilirliği, ekonomik, sosyal ve siyasal bir takım faktörlerin etkisi altında ciddi baskılarla karşı karşıya bulunmaktadır. İşgücü piyasası ve aile yapısında ortaya çıkan değişimler, daha kaliteli sağlık , sosyal hizmet ile daha yüksek emekli aylığı beklentileri içinde olan yaşlı insan sayısının artması, uluslar arası piyasalarda rekabet gücünün kazanma ve sürdürme isteği, ulusal devletlerin egemenlik gücünü sarsan küreselleşme ve Avrupa coğrafyası ile sınırlı Avrupa Birliği içinde bütünleşme süreci gibi etkenler, sosyal devlet yapılanması ve bu yapılanma çerçevesinde ortaya çıkan sosyal devlet hizmetlerinin sorgulanmasına neden olmuştur. Bu doğrultuda 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca Avrupa sosyal devlet anlayışında ortaya çıkan değişimin, sosyal devleti tamamen ortadan kaldırmak yerine, yeniden yapılandırma-re-organizasyon şeklinde olduğu çeşitli araştırmacılar tarafından ortaya konulmaktadır( Pierson,1996; Rhodes,1996; Ferrara ve Rhodes,2000). Bu yeniden yapılanma ya da sosyal devletin yeni politika oluşumları olarak tanımlayabileceğimiz değişim süreci, A.B içinde yer alan ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, iki temel unsuru ön plana çıkarmaktadır. Bunlardan ilki, sosyal devlet programlarının maliyetlerinin azaltılması, ikincisi ise bu programlara bağlı insan sayısını azaltacak aktif programların geliştirilip, uygulanmasıdır. Sistemlerin maliyetlerini azaltma çerçevesinde ortaya çıkan sorunsallar, temel olarak emeklilik ödenekleri ve sağlık bakım hizmetleri ve bu gereksinimleri karşılayacak kaynakların daha doğru ve etkin oluşturulması ile sosyo-demografik gelişmelerin ortaya çıkardığı baskılar karşısında sistemlerin sürdürülebilirliğine ilişkindir. İkinci temel unsur olan aktif politikalara yapılan vurgu ise, genel olarak artan işsizlik sistemlerin, işsizlik sigortası gibi pasif işgücü politikalarından işsizlik riskini önlemeye çalışan, istihdam edilebilirliği artırıcı, aktif işgücü piyasası politikalarına geçiş yönünde ivmenin arttırılması, aynı zamanda işgücü maliyetleri çerçevesinde rekabet edilebilirliği sağlamak için oluşturulan finansal yöntemlerin değiştirilmesidir. Kişilerin sosyal güvencelerini sağlama ve geliştirmede bireysel sorumluluğun öne çıkarılması yönünde ortak bir kabul olmakla beraber, genel olarak Avrupa ülkelerinde sosyal güvenlik sistemi kapsamındaki hizmetlerin, kamu tarafından sunumunun çok büyük önem taşıdığı görülmektedir.

Avrupa’da sosyal devlete karşı, bu hizmetlerden yararlananların tutumlarının ilerideki dönemlerde söz konusu baskılara cevap niteliği taşıyacak politikaların ortaya çımasını ne yönde etkileyeceğini araştıran Gooby, ilkesel olarak sosyal devleti destekleyici bir tutumun devam ettiğini saptamakla beraber, 1990’lı yıllar boyunca bu konuda yapılan daha önceki araştırmaların tersine, kamuoyunda sosyal devlete karşı olan destekleyici tutumda az da olsa bir azalmanın ortaya çıktığı sonucuna ulaşmıştır. Gooby’nin araştırmasının en ilginç bulgusu ise, sosyal hizmetlerin sunum düzeyinde varolan baskıların etkisiyle bir azalmanın olmasına çok az insan onay verirken, bu hizmetlerin şu anki standartlarda yürütülmesi için gerekli olan ek vergi ödemeleri ve sosyal katkıların yapılması yönünde aynı istekliliğin ortaya çıkmamasıdır. Gooby’nin 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca sosyal devlete ilişkin vatandaşların tutumunu ölçmeye çalışan tutum/davranış araştırmalarının verilerini analiz ettiği bu çalışmasında sosyal devlete ilişkin tutumların (olumlu/olumsuz) oluşmasında refah devletinin yeni politikaları kuramcılarının öne sürdüğü Avrupa sosyal devleti içindeki farklı iklimlerin karakteristliğinden kaynaklanan sistem farklılıklarından çok, cinsiyet, yaş düzeyi, gelir düzeyindeki farklılıklar ve çalışma statüsü- tam zamanlı çalışma ya da geçici çalışma- gibi etkenlerin belirleyici olduğu ve ülkeler arasında farklılıklardan çok benzerliklerin olduğu ortaya çıkmıştır. Bu noktada, yeni politikalar yaklaşımının sosyal devlete ilişkin olarak ortaya koyduğu temel varsayımlar ön plana çıkmaktadır. Yeni politikalar yaklaşımı, değişen sosyal koşullar ve yapılar içinde farklı ilgilerin oynadığı rollere dikkat çekmektedir. Bu ilgilerin birbirleri ile bir zıtlaşma yönleri olmasına rağmen, ortak noktaları, savunmacı bir kimliğe sahip olmalarıdır. Bu politikalar hem sosyal devletin genişleme dönemindeki politikalardan hem de sosyal devlet olgusunu tamamen ortaya kaldırmaya çalışan neo-liberal politikalardan farklıdır. Yeni politikalar yaklaşımının temel öngörüsü, sosyal devleti ortadan kaldırmak için yapılan her girişimin, sosyal devler çerçevesinde oluşan farklı ilgilerin direnci ile karşılaşacağı ve bu nedenle popüler bulunmayacağıdır. Dolayısıyla sosyal devlet harcamalarını kontrol altına almak isteyen hükümetler çok radikal yollara başvuramayacak, buna karşın dolaylı yollardan harcamaları kontrol altına almak isteyeceklerdir. Bu nedenle diğer her şeyin eşit olduğu koşullarda günümüzde ortaya konulan çözüm arayışları, farklı karekteristliğe sahip olmakla birlikte değişimi içinde taşımaktadırlar. Sosyal devlet hizmetlerindeki budamalara karşı çıkarken, aynı zamanda artan yeni ihtiyaçların ortaya çıkardığı risklere yanıt bulmaya çalışmaktadırlar. Bu da benzer baskılara cevap vermede, farklı sosyal devlet sistemlerinin özelliklerine göre farklı yapılanmalara yol açmaktadır. Avrupa Sosyal Devlet sistemleri içinde, mutlak olarak olmasa da göreli olarak farklı önceliklere önem veren üç sistem tanımlanmaktadır. Bunlardan ilki Gooby’nin çalışmasında İsveç örneğinde somutlaşan sosyal demokrat sistemdir. Bu sistemin diğerlerinden farklılaşan öncelikleri, önemli istihdam olanakları sunan geniş bir kamu sektörü, işgücü piyasasında dezavantajlı konumda olan kadınlara yönelik düzenlemeler ve piyasa güçlerine ilişkin vurgunun azlığıdır. Almanya örneğinde somutlaşan muhafazakar-korporatist sistemi diğer sistemlerden ayıran öncelikler ise, işgücü piyasası kapsamında piyasanın içinde ve dışında olan işgücü arasındaki karşıtlık ve toplumsal cinsiyet farklılıklarıdır. Bu sistemde piyasa ve sektör karşıtlığı ikincil bir öneme sahip bulunmaktadır. İngiltere örneğinde somutlaşan liberal sistemin ise öncelikleri, piyasa ekonomisi içinde zayıf ve güçsüz olanlar arasındaki karşıtlıklardır. Bu sitemde toplumsal cinsiyet ve işgücü piyasasındaki konum öne çıkmamaktadır. Kamu sektörüne verilen rol ise çok az ve arka plandadır. Bu noktada, yukarıdaki gibi bir sınıflandırmada her devlet tam anlamıyla bu üç gruptan birine dahil olmamakla beraber, söz konusu karşıtlıklara çözüm aramada oluşturduğu öncelik sıralamasına göre, sistemlerden birine dahil edilmektedir.

Gooby’nin bireylerin sosyal devlete karşı olan tutumlarını ve bu tutumların oluşturulacak yeni politikaları ne yönde etkileyeceğine ilişkin olarak yaptığı tutum araştırmasında, bağımsız değişken olarak cinsiyet, gelir düzeyi, yaş ve istihdam statüsünü –kamu sektöründe ve tam zamanlı çalışma- ele almıştır. Yapılan analizler sonucu çok genel hatlarıyla, gelir düzeyinin gelirin yeniden dağılımına olanak sağlayan politikalara karşı tutumu etkilediği, yaş düzeyinin tüm ülkelerde, bazı ulusal farklılıklara rağmen sosyal devlete karşı tutumlarda önemli bir etken olduğu, tam zamanlı çalışanların ve gelir düzeyi yüksek olan grupların sosyal devlet karşı tutumlarının daha az savunmacı olduğu, kamu sektörü çalışanlarının ve kadınların sosyal devlet programlarına bağlılıklarının daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Gooby, bu analizleri sonucunda önemle üzerinde durduğu sistem farklılıklarının yeni politikalar yaklaşımının dediği gibi çok da belirleyici olmadığı sonucuna varmaktadır. Bu araştırmada ortaya çıkan bir diğer önemli bulgu ise, sosyal devlet hizmetlerinden yararlanma karşısında bireyler arasında olumlu bir tutum olmakla beraber, çeşitli baskılar altında sistemin sürdürülebilirliği ve yeni gereksinimlere yanıt verebilmek için gerekli olan mali katkılara yani sistemin finansmanına dikkatler çevrildiğinde ise refah devleti hizmetlerinin sunumu yönündeki istekliliğin azaldığıdır. Finansman konusunda ortaya konulan tutumlar, artan maliyetlerin daha yüksek vergi oranları ve düşük ya da orta gelirli vatandaşların katkıları ile gerçekleştirmenin en azından bu konuda politik bir oydaşma sağlanmasının oldukça güç olduğunu göstermektedir. Hizmetlerin sürdürülmesi gerekliliğine ilişkin karalı tutumun, hizmetlerin finansmanına geldiğinde aynı kararlılıkla ortaya çıkmamasını Gooby, Avrupa refah devleti sistemlerini gündemlerini meşgul edecek bir konu olarak görmekte ve bunun sosyal devlet sisteminin re-organizasyonunda, maliyetlere ilişkin önlemlerden çok, refah devleti politikalarının aktifleşmesine yönelik politikalara ağırlık verilmesi sonucunu doğurabileceğini düşünmektedir.

Sosyal devlet sistemlerinin günümüzde karşı karşıya olduğu baskılar karşısında bir değişim sürecine girdiği gözlenmektedir. Gelişkin bir sosyal devlet sistemi ve geleneğine sahip olmayan ülkelerde sistemler bu baskılar karşısında sahiplenilmezken, sosyal devlet anlayışının güçlü bir işlerliğe sahip olduğu Kıta Avrupa ülkelerinde, sistem sahiplenilmekte ve yeni koşullar altında sürdürülebilirliği yönünde çözüm arayışlarına gidilmektedir. Ancak sistemi finansmanı konusunda özellikle geliri düzeyi görece yüksek gruplarda görülen isteksizlik, bireyci kültürün ön plana çıkması ile açıklanabilir. Bu noktada vurgulanması ve Avrupa sosyal devlet sistemlerinin güncel tartışmalar içinde odaklanılması gereken bir nokta, sosyal devlet sisteminin üzerinde yükseldiği temel taşlardan birinin ben değil, BİZ anlayışı olduğudur. Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın sözündeki yılan eninde sonunda gelip sizi de sokmaktadır. Tarihsel süreç, kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temelinde sağlanabileceğini gösterdikten sonradır ki sosyal devlet anlayışı gelişme şansını elde edebilmiştir. Ancak bunun için insanlığın, iki dünya savaşı, sefalet, acı ve yoksulluk çekmesi gerekmiştir. Tüm bunlar, sosyal devletin korumacılığı altındaki vatandaşların unutmaması ve sistemi her yönden sahiplenmesi için hatırlatılması gereken çok önemli unsurlardır.

Peter Taylor – GOOBY, “Sustaining state welfare in hard times”, Journal of European Social Policy, Vol:11, No:2 May 2001.


Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı
Selanik Cad. 52/4 Kızılay-Ankara
Tel : 0.312.4197811, Faks : 0.312.4252801
http://www.fisek.org.tr