Kentli Evi Modeli

 

KENTLİ EVİ

KAVRAMININ KURUMSALLAŞTIRILMASI

Prof.Dr.A.Gürhan Fişek

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar

Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı

www.fisek.org/kentli-evi-modeli/

bilgi@fisek.org

ANKARA’DA KENTLEŞME VE YEREL
YÖNETİMLER SEMPOZYUMU

22-23 HAZİRAN 2001

ÖZET

Amaç: Kente göç edenlerin kent yaşantısına uyum sağlayabilmesi, kırsal yaşantısını kentte de sürdürmemesi için, kentsel değerlerle tanışmaları; bunları benimseyebilmeleri için yürütülen çabaların örgütlenmesi ve bu çabalara erişilme kolaylıklarının modelleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Kavramsal Çerçeve : Kırsal alanda yaşayan kişilerin

  • Eğitim olanakları sınırlıdır.
  • Kendi dışındaki dünyayı ve kendisinin dünyadaki yerini kavraması önemsenmemektedir.
  • Çevresinde yararlanabileceği kurumlar çok sınırlıdır (örneğin muhtar, okul, sağlık ocağı gibi).
  • Çocuğa ve insan yaşamına verdikleri değerin göstergeleri farklıdır.
  • Kırsal alanda kadına tanıdıklarkı rol, evinin ya da tarlasının sınırları içerisindedir.
  • Kırsal alanda kadının ailece çalışmanın ya da aile üretiminin dışında üretime katılmasına yaklaşımı olumsuzdur.
  • Kırsal alanda, küçük üretimde aile dışındakilerinin katıldığı bir kollektif çalışmaya gerek görmemektedir. Üretimde de bireysellik egemendir; dolayısıyla ekip kurma, ekip çalışması kavramları yerleşmemiştir
  • Kültür-sanat ve spor etkinliklerine katılma gereksinmesi ve olanakları en düşük düzeydedir.
  • Belirli dönemler dışında, işler daha geniş zamana yayılmıştır ve dolayısıyla zaman kullanımına verdikleri önem düşüktür.
  • Uyaranlar (teknoloji, kitle iletişim araçları, temas edilen kişi sayısı vb) sınırlıdır.
  • Sosyal güvenlik olanakları ya hiç yok ya da çok sınırlıdır.
  • Daha çok çocuğa olan gereksinme yüksektir. Çocukların giderleri düşüktür.
  • Yaşam standardı ve tüketim düzeyi düşüktür.
  • Çocukların sokağa çıktığında karşı karşıya kaldıkları riskler (kaybolma, çetelere katılma, yasa-dışı işlere bulaşma ya da kazaya uğrama olasılığı vb) önemli ölçüde düşüktür.

Buna karşın, kente göç eden kişiler için, yaşam insanları dört bir yandan sıkıştırmakta ve onların geleneksel bakış açılarını zorlamaktadır. Eylemde değişen insan, beyninde daha yavaş değişmektedir. Beyindeki yavaş değişim, onun ve yakın çevresinin kente uyumunu geciktirdiği gibi, çevresinde de aynı tutuculukta kümeler oluşturmasına neden olmaktadır : Gelişmeye dirençli kümeler… Kentte kentlileşmemiş kümeler …

Kendileri henüz gereksinmelerinin farkında olmasalar da, kente yeni göç edenlerin, kentli değerlerle bir an önce buluşmalarını sağlayacak, aktif müdahalelere gerek vardır. Sosyalleşme adına çok yönlü çalışmalara ve bunların kavramsallaştırılarak bir sosyal devlet işlevi olarak geliştirilmesine yönelik bir sosyal ve bireysel gereksinme vardır.

Yöntem: Çalışmamızda yukarıda tanımladığımız gereksinmeyi karşılayacak ve “kentli evi” adını verdiğimiz bir modelleme yoluyla sorunun aşılma yolları tartışılacaktır.

ANAHTAR SÖZCÜKLER

Kentlileşme, insan hakları, çalışan çocuklar, kadın emeği, hükümet dışı kuruluşlar

AMAÇ

Kente göç edenlerin

  • Kent yaşantısına uyum sağlayabilmesi,
  • Kırsal yaşantısını kentte de sürdürmemesi
  • Kentsel değerlerle tanışmaları;
  • Bu yöndeki çabaların örgütlenmesine katılmalarını
  • Bu çabalara erişilme kolaylıklarının modelleştirilmesi

amaçlanmaktadır.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Büyük kentler, kırsal alandan, sürekli göç almaktadır. Bu göç dalgasının nüfusumuzun %25-30’luk bölümünü içerecek biçimde önümüzdeki zaman diliminde de süreceği tahmin edilmektedir. Bu göç dalgasıyla gelenlerin, daha önce göç edenlerle (ki bunlar üzerinde aktif bir kentlileştirme politikası izlenmemiştir) kentsel alanda buluşması, kırsal tutum, davranış ve değerlerin de yoğunlaşması tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Böylece varolan “kentlileşmemiş” grubun daha da genişleyerek, başta insan hakları ihlalleri olmak üzere yaşanan sorunların daha da içinden çıkılmaz hale geleceğini söylemek zor değildir.

Kırsal kesimden kentlere göçeden yurttaşlarımıza yönelik aktif programlar uygulayarak, kentli değerlerle buluşmaları sağlanmalıdır. Önce üzerinde durulması ve işlenmesi gereken konu, kente yeni gelenlerin yüklü oldukları kırsal değerlerle ile kentte karşılaştıkları değerler arasındaki farklardır. Bu konuda bizim saptadıklarımız Tablo-1’de görülmektedir.

TABLO-1

KIRSAL VE KENTSEL DEĞERLER
ARASINDAKİ

FARKLAR

KIRSAL ALANDA

KENTLERDE

Eğitimde
önemsenmemekte ve fırsatlar
sınırlıdır

Eğitim
önemsenmekte ve fırsatlar sınırsızdır.

İşbölümü
sınırlıdır; bir ailenin diğerine olan gereksinmesi sınırlıdır.

İşbölümü
artmıştır ve kişilerin birbirlerine olan gereksinmeleri daha
yüksektir.

Kırsal
alanda yaşayan kişilerin kendi dışındaki dünyayı ve kendisinin dünyadaki yerini kavraması
önemsenmemektedir

Kalabalıklar
içerisinde çalışan ve yaşayan kişinin, çevresindeki kişilerle olan ilişkisi kadar, ülkedeki ve dünyadaki
öteki insanlarla etkileşimi de önemlidir

Çevresinde
yararlanabileceği kurumlar çok sınırlıdır (örneğin muhtar, okul, sağlık ocağı
gibi).

Kişinin
çevresinde iletişim halinde olduğu veya yararlanabileceği yerli ve yabancı sayısız kurum vardır.

Çocuğu
ve insanı koruma ve zenginleştirme konusundaki çaresizlikler; yaşam kalitesindeki
düşüklük ve
yaşamdan tad olma olanaklarındaki sınırlılıklar, çocuğa ve insan yaşamına
verilen değeri azaltmaktadır.

Çocuğa
ve insan yaşamına verdikleri değer yüksektir. Zaten toplum da bunun
tersine tutumlara müdahale etmektedir.

Kırsal
alanda kadına tanıdıkları rol, evinin ya da tarlasının sınırları içerisindedir.

Kadına
tanınan rol ve konum değişmiştir. Eğitimli, çalışan kadın yanında yönetici
kadın tipi de kendisine yer bulmuştur.

Kırsal
alanda, küçük üretimde aile dışındakilerinin katıldığı bir kollektif
çalışmaya gerek görmemektedir

Aile
içi üretim çok azalmıştır. Çalışmak isteyenlerin büyük
bir bölümü, aileden olmayanların işinde
çalışmaktadır.

Kırsal
alanda kadının ailece çalışmanın ya da aile üretiminin dışında üretime
katılmasına yaklaşımı olumsuzdur

Kadın
başlangıçta aile bütçesindeki zorlanmalar nedeniyle, giderek
bireysel özgürlük ve doyumlar açısından
çalışma yaşamına girmektedir.

Üretimde
de bireysellik egemendir; dolayısıyla ekip kurma, ekip çalışması kavramları
yerleşmemiştir

Üretimde birden çok (zaman zaman binlerce) insanın ekipler halinde
çalıştığı ve modern yönetim tekniklerinin kullanılabildiği örgütlü yapılar
ortaya çıkmıştır.

Kültür-sanat ve spor
etkinliklerine katılma gereksinmesi ve
olanakları en düşük düzeydedir

Özellikle
eğitim kurumlarından başlayarak, kültür-sanat ve spor etkinliklerine katılım, kitle sporu özendirilmektedir.

Belirli
dönemler dışında, işler daha geniş zamana yayılmıştır ve dolayısıyla zaman
kullanımına verdikleri önem düşüktür.

Çalışma
yoğun olup, gündüz-gece ya da mevsim ayırdetmez. Zamana verilen
önem yüksektir.

Yaşam
standardı ve tüketim düzeyi düşüktür

Yaşam
standardı farklı düzeylerde olmakla birlikte; kırsal alandan çok yüksektir.

Uyaranlar (teknoloji, kitle iletişim araçları, temas
edilen kişi sayısı vb) sınırlıdır.

Uyaranlar
çok fazladır.

Sosyal
güvenlik olanakları ya hiç yok ya da çok sınırlıdır.

Sosyal
güvenlik sistemine katılma olanakları ve sistemin nimetlerinden
yararlanma olanakları yüksektir.

Daha
çok çocuğa olan gereksinme yüksektir. Çocukların giderleri düşüktür.

Çocuk
bir gereksinme değil, bir külfettir.Çünkü çocuğun değeri ve giderleri yüksektir.

Çocukların
sokağa çıktığında karşı karşıya kaldıkları riskler (kaybolma, çetelere
katılma, yasa-dışı işlere bulaşma ya da kazaya uğrama olasılığı vb) önemli
ölçüde düşüktür

Çocukların
sokağa çıktıklarında karşı karşıya kaldığı riskler (kaybolma, çetelere
katılma, yasa-dışı işlere bulaşma ya da kazaya uğrama olasılığı vb) çok
fazladır.

Örgüt ve örgütlü
mücadele fikri yoktur.

Örgütlenerek
haklarını koruma bilinci vardır.

 

Bu farkları gidererek, çağdaş toplum olmak yolunda ilerlemek Türkiye’nin yaptığı ve kaçınılmaz olan tercihlerden
biridir. Bu farkları gidermede öncelik verilmesi gereken ve yeni dönüşümleri de beraberinde sürekleyecek (yani doğurgan) olan müdahaleleri 5 noktaya toplayabiliriz :

  1. Çocukların çalışma yaşamından uzak tutulması
  2. Kız çocuklarının kimlik ve meslek eğitimi
  3. Annelere yönelik “yaşam desteği” çalışmaları
  4. Yurttaşların toplumsal kurumlardan yararlanmalarını öğretme
  5. Örgüt bilincinin ve örgütlenme düzeyinin geliştirilmesi

1

Çocukların Çalışma Yaşamından Uzak Tutulması

Kırsal yaşam standartlarının kentte de gençlere dayatılmasıyla, toplu yaşama ve çağdaş uygarlık düzeyini yakalama kültüründen uzak bir kuşak ortaya çıkmaktadır. Bu tutum, davranış ve değerlerden bazıları, çocukların erken yaşta çalışma yaşamına gönderilmesi, ezile ezile kuvvetlenmesi; kız çocuklarının okutulmaması, evde tutulması, erken yaşta evlendirilmesi ya da yalnızca parasal kaygılarla evlenene kadar çalıştırılmasıdır. Bu tempo içerisinde çocuklar, gözlerini açıp ya da okuyup, dünyayı tanıyamamaktadır. Büyüdüklerinde de kentten kopuk bir dünyanın parçası olarak, varolan yapıyı sürdürmektedirler.

Erkek çocuklarının, küçük yaşta ve kendilerinden büyüklerin dünyasında çalışmaya başlamaları onların, daha çocukluklarını yaşamadan, büyükler gibi davranmak zorunda kalmalarına neden olmaktadır. Bu kimlik sorunu, onların düş gücünü, duygularını ve ufuklarını köreltmekte; kendi kabuklarına çekilmelerine neden olmaktadır. Halbuki gelişen ve değişen dünyada, dev firmaların bile birbirleri ile birleştiği bir dönem yaşanmaktadır. Buna karşın, küçük yaşta küçük işyerlerinin çilesini çeken çocuklar, kendi işyerlerini kurmanın hayali içerisinde, bu yaşama katlanmakta ve bir başkası ile ortaklığa dahi tahammül edememektedir. “Ortak gemisi yürümez” atasözü, böylesi bir yetişme süresi geçirmiş ve bugün ülkemizdeki işyerinin % 98’ini oluşturan küçük işyeri sahiplerinin sıkça kullandığı ve içten inandığı bir sözdür.

Çocukların küçük yaşta çalışma yaşamında zorluklar içinde pişerek, ezile ezile ayakta durmayı öğrenmesini bir yöntem olarak benimsemek ise, kentli değerleri benimseyenler için kabul edilemeyecek ve insafsızlık olarak görülecek bir olgudur. Tüm bilgilerin kulaktan dolma edinildiği, becerilerin kopyalamaya dayandığı dönemler geride kalmıştır. Buna karşın çetin doğa koşulları ile boğuşmak zorunda olan ve tek-başına bu savaşı bir yaşam boyu sürdüreceğini varsayan bir köylü yurttaş için bu yaklaşım tartışılabilirdi. Ancak, kanımızca, kırsal alanda bile, artan teknoloji, sulama olanaklarının artması, tarımsal koruma etkinlikleri ve büyük çiftliklerin oluşması da, bu yaklaşımı anlamsız kılmaktadır.

Çalışan çocukların yitirdikleri çocukluklarını yeniden kazanabilmeleri, hiçbir hedefin çocukluğun feda edilmesini gerektirmediğinin anlatılması için aktif çaba gerekmektedir. “Çocuk Kimliğininin Yeniden Kazandırılması” başlığı altında topladığımız çalışmalar, çalışan çocukların, haftalık ve yıllık ücretli izinleri daha etkin bir biçimde kullanmaları ve bunların arttırılması için de bilinçlenmelerini kapsamaktadır. Yetişkinler için haftalık çalışma süresi 45 saat olarak belirlenmiştir. Ama yaptığımız araştırmalar çocukların bu sürelerin de çok üstünde çalıştırıldığını ortaya koymaktadır. Yine yaptığımız araştırmalar, çalışan çocuklardan yıllık izin kullanabilenlerin oranının çok az olduğunu ortaya koymaktadır. O halde, varolan durum, hem çabaların önünden bir engel oluşturacak; ama aynı zamanda bu engelin aşılmasının neden bu kadar önemli olduğunu da kimsenin yadsıyamayacağı gerekçesini oluşturacaktır.

Çalışan çocuklar, çalıştıkları dönemde hafta tatillerinde Kentli Evi’nden yararlanarak boş zamanlarını aktif bir tutumla değerlendirecekler; yıllık ücretli izinlerinde ise, yaz kampı olanaklarından yararlandırılarak yaşıtlarının (kentli, okuyan) yaşam standartlarını yakalamaya çalışacaklardır.

2

Kız Çocuklarının Kimlik ve Meslek Eğitimi

Kız çocuklarının okutulmaması,evde tutulması ya da erken yaşta evlendirilmesi, ülkemiz için büyük bir kaynak israfıdır. En değerli çağlarında, gençlerin, evlenene kadar, boş ve eğitimsiz bırakılmaları onların toplumla bütünleşme süreçlerini sakatlamakta; ileriki yaşamlarında, onlara, kopyaladıkları çağ-dışı bir sistemi sürdürmekten başka bir çare tanımamaktadır. Erken yaşta evlendirilmeleri de çok sayıda çocuk yapma eğilimini birlikte getirmekte; bu da yukarıdan beri sözü edilen sorunları bir kartopu gibi büyümesine neden olmaktadır.

Bu tutumun bir başka uzantısı da, ailesi gelir gereksinmesi içinde olduğu için, “çeyizini kazanmak” bahanesi ile kızların erken yaşta çalışma yaşamına gönderilmesidir. Yaptığımız araştırmalar, erken yaşta çalışma yaşamına gönderilen erkek çocuklarında meslek öğrenme kaygısı ön planda iken; kızlarda, salt gelir elde etmenin öne geçtiğini göstermektedir. Çünkü erkekler, evlendikten sonra da çalışacaklardır (dolayısıyla mesleğe gereksinmeleri vardır); kızlar ise evlendikten sonra ev hanımı olacak ve çocuk bakacaklardır (dolayısıyla meslek öğrenmeleri gerekmez).

Herhangi bir mesleği ya da çalışma becerisi olmayan bu genç kızlar evlendiklerinde ve bu kez kocasının evinde beklemek zorunda kaldıklarında da, oyalanmaları için çok çocuk yapılmaktadır. Bu aileden daha fazla toplum için büyük bir yük oluşturmaktadır. Aile açısından baktığımızda, zaten yetersiz olan aile geliri, salt bu “çağ-dışı” anlayışla daha da zora sokulmakta; okutulacak güç bulunamamakta, çocukların sokakta boşta kalması tehlikesi doğmaktadır. Bu tehlike ya sokak çocukları ve çetelerinin artması şeklinde ortaya çıkmakta; ya da bu çocuklar erken yaşta sanayi sitelerinde çırak olarak çalıştırılarak bir başkasının gözetimine terkedilmektedir.

Gerek kızları eve kapatan ve gerekse kızları evlenince çekilmek üzere çalışma yaşamına sokan yaklaşım, onları sosyalleşmekten; toplumu da onların çok değerli katkılarını kazanmaktan alıkoymaktadır. Bu kızlarımız, evlendikten bir süre sonra, yetersiz aile geliri, eşinin eve para vermemesi ya da boşanma vb nedenlerle, çalışmak zorunda kaldıklarında, “niteliksiz bir emek ögesi” olarak, yaşama sıfırdan başlamaktadırlar. Bu büyük bir adaletsizliktir.

3

Annelere Yönelik “Yaşam Desteği” Çalışmaları

Anneler, kırsal kültürden kentsel kültüre geçişte önemli bir işlev üstlenebilirler. Kırsal alanda evin yönetiminde uzmanlaşan kadın, eğitim düzeyi ve meslek edinme süreçlerinden uzak tutulması nedeniyle, sosyal yaşamda mesleki kariyer olanaklarını büyük ölçüde yitirmiştir.

Onu uzman olduğu alanda yetkinleştirerek, çocuklarının mesleki kariyere yönlendirilmesinde, ailesinin kentsel nimetlerden yararlanmada avantajlı konuma geçmesinde yönlendirici olarak yararlanmak düşünülmelidir.

Annelere “ana-çocuk sağlığı”, “koruyucu hekimlik”, “çevre sağlığı”, “beslenme”, “hukuk” öğretilmesi gerekir. Ailenin yeni zeminine yerleşmesini ve dengelerinin yeniden yerine bulmasını sağlamalı; aile bireylerinin kentsel yaşamın kendilerine sundukları eğitim, boş zaman değerlendirme ve spor olanaklarını tanımalarına aracı olmalıdır. Hem kendisi ve hem de aile bireyleri için, annenin bazı kentsel temel kavramları ve bu arada “hak”larını da öğrenmesi gerekir.

Kentsel toplumda, kadına bakış açısı, kadın kimliği ve hakları konuları da annelere öğretilmelidir. Çünkü kadınlara karşı geliştirilmiş olan kırsal kökenli tavır, yeni ortam ve ilişkilere uymamaktadır. Kaldı ki, kırsal alanda, geniş aile yapısı ile bazı aşırılıkların önlenmesi olanağı varken, kentte çekirdek aile içinde aşırılıkların törpülenmesi için toplumsal mekanizmalar yetersiz kalmaktadır. Bu yüzden kadının “hak”larıyla ve “hukuk”la tanışması gerekmektedir.

Ayrıca (2) ve (3) numaralı birimlerde “küçük çaplı üretim birimleri” kurularak, isteyenlerin hem kendileri için ve hem de Kentli Evi’nin finansal sürdürülebilirliğini sağlaması için üretim yapmaları düşünülmektedir. Bu yaklaşım, genç kızların ve annelerinin, “eve iş verme” vb sömürü sistemlerinden etkilenmelerinin de önüne geçebileceği ve onların Kent Evi’yle bağlantısını arttırabileceği varsayımıyla da desteklenmektedir.

4

Kenttaşların Toplumsal Kurumlardan Yararlanmalarını Öğretme

Kırsal alanın tersine kentte, kenttaşların yararlanabilecekleri bir çok toplumsal yapılar vardır. Bunlar arasında yerel yönetimler, merkezi yönetimin yerel uzantıları ve gönüllü örgütler bulunmaktadır.

SSağlık hizmetlerinden eğitim hizmetlerine, sosyal hizmetlerden danışmanlık hizmetlerine kadar çok çeşitli hizmet kanallarından yararlanma olanağı vardır. Haksızlıklar karşısında, yakınma ya da itirazların yönlendirilebileceği kanallar ve gerektiğinde kullanılabilecek olan yargı süreçleri vardır.

Anayasamızdan, uluslararası insan hakları belgelerinden ve çeşitli yasalardan kaynaklanan haklar ve yargı kararlarıyla oluşmuş “içtihat”lar vardır.Tüm bunlar, bireyin yurttaşlık haklarını oluşturmaktadır. Bunların bilinmesi, aynı zamanda istenebilmesi olanaklarını da beraberinde getirmektedir. Neyin, kimden ve nasıl isteneceğini bilmek de gereklidir.

Tüm saydıklarımız, kırsal alanın “aile” korumacılığından uzaklaşmış ancak onun yerine yeni geleneksel koruma ağları koymak zorunda kalmak üzere olan “yeni kenttaş”lara, toplumun elini uzatmasını zorunlu kılmaktadır. “Aile, hemşehri vb korumacılığı” ya da “siyasal grupların korumacılığı” yerine ” toplumsal koruma ağ”larının oluşturulması gerekir. Her kenttaşın da buna hakkı vardır.

5

Örgüt Bilincinin ve Örgütlenme Düzeyinin Geliştirilmesi

İİnsan haklarından ve varolan yapılardan yararlanabilmek örgütlenmekle ve örgütlü yapılara katılmakla olur. Kentlileşmek demek örgütlenmek demektir. Kişiler örgütler içerisinde birbirlerini eğiterek, çağdaş toplumun külfetlerine katlanmayı ve nimetlerinden yararlanmayı öğrenebilirler. Bundan ötürü yeni kenttaşların, yeni yeni toplum örgütleri kurarak kendi sorunlarını çözmeye ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunmaları beklenmelidir. Bu aynı zamanda onların örgütlenme ve yönetim becerilerini de geliştirecek, çağdaş kentli kavramlarla buluşmalarını hızlandıracaktır.

Bunun için yalnızca örgün eğitime devam eden aile bireylerinin değil, ana-babalarının da örgütlü süreçlerde söz sahibi olma ve karar alma pratiğini geliştirmeleri gerekir. Bunun için ilk atılması gereken adım, mahallelerde ve yerel yapılarda temsil için özendirilmeleridir. Yalnızca kendi görüş, düşünce ve çıkarlarını değil; birlikte yaşadığı toplumun ortak sorunlarını ve çıkarlarını öne alan girişimler öne çıkarılmalıdır. Böylece hep aynı kişilerin değil, tek tek tüm bireylerin de toplum adına hareket edebilmeleri sağlanmış olur. Kollektif önderliği, kollektif denetimle destekleyen bu pilot çalışmalar, kentli kültürünün en önemli özelliklerinden olan hoşgörü, hak ve yükümlülüklerini yerine getirme ve demokrasi kavramlarının da yaşama geçmesini ve gelişmesini sağlayacaktır.

Yeni kenttaşlara, denetim görevinin önemini anlatmak için de bu yapı uygun bir fırsattır. Böylece önderliğin, keyfi
yönetim değil, denetlenen, eleştirilerle yönlendirilen ve ortak akıl gerektiren ve saygınlığı öne alan bir anlayışla uygulanması gerektiği öğretilmiş olacaktır.

EYLEM PROGRAMI

Kavramsal düzeyde ele alınan tüm bu olguların, çözümü için çaba harcanmadıkça, çoğalmasına ve zenginleşmesine olanak yoktur. Tam tersine, raflarda tozlanmaya ve bazı belleklerde unutulmaya terk edilmiş olacaktır.

Bu kavramsal modelin uygulanabilmesi için, Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi olarak, bugüne kadar uyguladığımız projeler ve edindiğimiz deneyimlerin ışığında oluşturduğumuz, “Kentli Evi”leri modelini önermekteyiz.

Kentli Evi, “yeni yeni toplum örgütleri kurulmasını”, “dezavantajlı grupların (çalışan çocuklar, kadınların, özürlülerın vb) korunmasını ve özellikle kızların meslek edinmesini ve konumlarını geliştirmelerini”, yurttaşların toplumsal kurumlardan yararlanmalarını öğretmeyi hedeflemektedir.

“Kentli Evi”nin hem topluma kendi sorunlarını çözebilme konusunda bir umut olabilir; hem de sorunların çözümünde bir kaldıraç görevi yapabilir. Kentli Evi, Tablo-2’de görüldüğü gibi, beş bölümden oluşmaktadır.

TABLO-2

KENTLİ EVİ’NİN BÖLÜMLERİ VE HEDEF KİTLELERİ

BÖLÜMLER HEDEF KİTLE
  1. Meslek Kazandırma Bölümü
  • Bilgisayar sınıfı
  • Yabancı dil laboratuvarı
  • Teknik resim – grafik çalışması
  • Diğer derslikler
  • Yurttaşlık bilgisi dersleri
Genç kızlar
  1. Yaşam Desteği Bölümü
  • Küçük çaplı üretim birimi
  • Eğitimi birimi (koruyucu hekimlik, anne-çocuk sağlığı, beslenme, çevre sağlığı, hukuk
    vb)
  • Söyleşi ve uzman ağırlama
Anneler
  1. Çocuk Kimliğini Geliştirme Bölümü
  • Müzik odası
  • Resim atelyesi
  • Spor odası
  • Tiyatro ve psiko-drama odası
  • Satranç vb oyun odası
  • Kütüphane ve okuma odası
  • Video-DVD-TV odası
  • Yaz kampı
  • Yurttaşlık bilgisi
Çalışan çocuklar
  1. Danışmanlık ve Yönlendirme Bölümü
  • Hukuk
  • Sağlık
  • Sosyal hizmetler
  • Psikolojik danışmanlık
  • Kadın sorunları danışmanlığı
  • Yurttaşlık bilgisi
Tüm yeni kenttaşlar
  1. Yönetim ve Denetleme
  • Yönetim ve denetim bilincinin
    geliştirilmesi
  • Yeni yeni toplum örgütlerinin
    kurulmasının özendirilmesi ile bu yapıların yönetim mekanizmasına katılması
Yerel yönetimler (belediyeler, il özel
idareleri vb)

Gönüllü kuruluşlar

Tüm yeni kenttaşlar

“Kentli Evi” modelinin uygulanmasından
beklentiler şöyledir :

  1. Kentli değerler daha geniş bir toplum kesiti tarafından benimsenmiş olacaktır.
  2. Her kenttaş, hak ve yükümlülüklerini bilecektir.
  3. Bu değerlerin yaygın kabulü, insan hakları konusunda hızla yol alınmasını ve bu da toplumsal üretkenliğin ve dönüşümün hızlanmasını getirecektir.
  4. Gelecek kuşakların (kız, erkek) daha eşitlikçi, daha nitelikli ve çok-yönlü ve dünyadaki yerini bilerek yetişmesi sağlanacak ve bu onlara istihdam kolaylıkları getirecektir.
  5. Çocuklar ve gençler, kişiliği güçlendirilmiş, özgüvenli ve birlikte iş yapabilen, oyun kurabilme yetisinde, tekdüze olmayan bir birey özellikleri kazanmaları tasarlanmaktadır. Bunun yanı sıra, çalışmalara katılan ailesinin de belirli ölçülerde onu anlayabilecek ve onun tutum-davranışlarına ayak uyduracak ölçüde eğitilmiş olması beklenmektedir.
  6. Yeni kenttaşların ve çocuklarının, toplum örgütler yolu ile örgütlü mücadelelere katılımları sağlanmış olacaktır.

Uygulamada başarı ölçütü olarak şunlar kullanılmalıdır:

  1. Merkezin düzenlediği etkinliklere katılan kenttaşların sayısı
  2. Katılımcıların devam oranı
  3. Merkezde verilen eğitimler doğrultusunda iş bulan, evlilik yaşını geciktiren ve evlendikten sonra çalışmasını sürdüren kızların oranı
  4. Sürdürülebilirlik için “küçük çaplı üretim etkinliğinin” ve toplum katkısının miktar olarak gelişimi
  5. Kentli Evi çalışmalarına katkıda bulunan ve kenttaşlar tarafından kurulan yeni gönüllü örgütlerin sayı ve nitelikçe durumu
  6. Yıllık çalışma raporlarının katılımcılar tarafından değerlendirilmesi.

SON SÖZ

Kentli değerlerin yaygınca benimsemseni hedefleyen böylesi bir model çalışmanın uygulamadan gelen geri-beslemelerle zenginleştirilerek yaygınlaştırılması gerekir. Çünkü ulaşılan sınırlı sayıda yeni kenttaş dışında, aynı konumda daha bir çok kişinin bulunması; göçün sürmesi halinde yenilerinin eklenmesi ile yatay olarak yaygınlaştırılması gerekecektir.