3.Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı

 

FİŞEK ENSTİTÜSÜ ÇALIŞAN ÇOCUKLAR
BİLİM VE EYLEM MERKEZİ VAKFI :

Bildiri 1:
(İş Sağlığı ve Güvenliğinde Özel Risk Grupları) Çalışan Çocuklar
Gülbiye Yenimahalleli-Yaşar
Bildiri 2:
Çalışan Kadınlar ve Üreme Sağlığı Üzerindeki Riskler
Şenay Gökbayrak
Konferans Üzerine:
Konferansın Ardından
Ferruh N. Ayoğlu, Sibel Kıran
 


Çalışan Kadınlar ve Üreme Sağlığı Üzerindeki Riskler

Şenay Gökbayrak

13-15 Ekim 2003, Ankara

GİRİŞ:

Geçtiğimiz yirmi yıllık süreçte, tüm dünyada çalışma yaşamına katılan kadın sayısı artmıştır. Bu gelişme özellikle, yapısal uyum politikalarını uygulayan gelişmekte olan ülkelerde işgücünün feminizasyonu olarak adlandırılmaktadıri
Çalışma yaşamına katılan kadın sayısındaki bu nicel gelişme, ne yazık ki nitelik açısından bir iyileşmeyi beraberinde getirmemiştir. Çalışma yaşamına katılımda, kadın ve erkekler arasında sayısal anlamda daralan açığın, nitelik açısından değerlendirildiğinde, kadınların işgücü piyasalarındaki konumlarının iyileşmesinden çok, erkeklerin işgücü piyasalarındaki konumlarının zayıflamasından bir başka deyişle yukarı doğru uyum sürecinden çok, aşağıya doğru uyumundan kaynaklandığı belirtilmektedir.ii

Genel olarak toplumsal yaşamda, özel olarak çalışma yaşamında kadını etkileyen ve kadınları bir risk grubu olarak değerlendirmemize yol açan temel etken, toplumsal cinsiyetçi işbölümü çerçevesinde şekillen toplumsal cinsiyet rolleridir. Bu roller çerçevesinde, kadının öncelikli sorumluluk alanı, yeniden üretim faaliyetleri olarak adlandırılan çocuk doğurma, bakımı ve ev içi işlerinin yapımıdır. Bu sorumluluklar, kadının çalışma yaşamına girişini zorlaştırmakta, ekonomik güçlükler nedeniyle bir şekilde çalışma yaşamına giren kaadın ise, hem üretim hem yeniden üretim faaliyetleri kaynaklı sorumluklar nedeniyle çalışma yaşamında bir risk grubu olarak ortaya çıkmaktadır. Kadınların bu şekilde bir toplumsal kurgu tarafından değerlendirilmesi, çalışma yaşamında kadın emeğinin ikincil olarak kabulüne yol açmakta, dolayısıyla düşük ücret ve olumsuz çalışma koşullarında çalışması bir anlamda meşruiyet kazanmaktadır.

Çalışma yaşamında çeşitli risklerle karşı karşıya kalan kadının, doğurganlıkla simgelenmesi nedeniyle, üreme sistemi üzerindeki riskler öncelikli olarak değerlendirilmektedir. Çünkü, kadının üreme sistemini etkileyen mesleksel riskler sadece kadınla sınırlı kalmamakta, etkileri gelecek kuşaklara aktarılmaktadır. Bu nedenle, söz konusu riskler, sağlıklı toplumun geleceğine konulan bir ipotek anlamına gelmektedir.


Bu bildirinin ana eksenini de buradan hareketle, kadınların üreme sağlığı üzerindeki mesleksel riskler ve bunlarla baş etme yolları oluşturmaktadır.


  1. ÜREME SAĞLIĞI AÇISINDAN KADINLAR ÇALIŞMA ORTAMINDA NEDEN BİR RİSK GRUBUDUR?

Çalışma ortamında, fiziksel, biyolojik, kimyasal, ergonomik nitelikteki çok sayıda etmen, hem kadın hem erkek çalışanın üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Bu noktada, riske sunuk kalma (maruziyet) açısından kadın ve erkek çalışan arasında ayrım yapmanın olanağı yoktur. Ancak, çeşitli nedenlerden dolayı bu risklerin üreme sistemi üzerinde yol açtığı olumsuzluklar kadınlarda farklılaşmaktadır. Bunlar;iii


  • Kadınlar, doğuştan germ hücrelerine sahiptir ve bu hücreler, bazı toksik etmenlere karşı, vücudun geri kalan hücrelerine oranla çok daha duyarlıdır.


  • Kadınlarda üreme mekanizması ve sağlığı, oldukça karışık bir hormonal dengeyi içermektedir ve bu denge dışsal aktörler tarafından kolayca etkilenebilecek özelliktedir.


  • Fetus, bu çevresel ve mesleksel aktörlere karşı oldukça duyarlı bir yapı sergilemektedir.


Tüm bu nedenlerden dolayı, üreme sağlığı ve bunun gelecek kuşaklara aktarımı açısından kadınlar çalışma yaşamında öncelikli bir risk grubudur.

II. ÜREME SAĞLIĞI ÜZERİNDE ÇALIŞMA ORTAMINDAN KAYNAKLI RİSKLER :

Çalışma yaşamında kadınların üreme sürecinde, mesleksel faktörlerden kaynaklı çok sayıda risk bulunmaktadır. Ancak bu konuda yapılan çalışmalar oldukça az sayıdadır. Bu riskleri görünebilir kılmak için, daha fazla sayıda araştırmaya gereksinim bulunmaktadır. Bir bütün olarak üreme sürecindeki riskleri şu şekilde tanımlamak olanaklıdır:iv

Gebelik öncesi dönem:


Genetik hücrelerde değişiklik meydana getiren çeşitli maddelere-mutagen- sunuk kalma, adet bozuklukları, cinsel fonksiyonlarda azalma, gebe kalmada güçlükler, kadın ve erkek üreme organlarında kanser ve çeşitli rahatsızlıklara yol açabilmektedir.

Gebelik Dönemi:

Gebelik döneminde fetusun normal gelişimini engelleyen teratojen olarak adlandırılan maddeler, plasenta(eş) aracılığıyla anneden bebeğe geçerek,


  • Fetusta fiziksel anormallikler, kemik ve organ bozuklukları, ilerideki dönemlerde çocukta davranış ve öğrenme bozukluklarına yol açmaktadır. Özellikle gebeliğin ilk 14-60 günü- bu bebeğin temel organlarının oluştuğu dönemdir.- çeşitli mesleksel tehlikelere sunuk kalma (maruziyet), fetusta kalıcı ve ciddi rahatsızlıklara yol açmaktadır.


  • İşten kaynaklı çeşitli risk faktörleri- işin tekrarı, stress gibi erken doğum riskini arttırmaktadır.


  • İşten kaynaklı riskler ile ÇEVRESEL faktörler- ev ortamında stress, alkol, ilaç, sigara kullanımı, sağlıksız koşullarda yaşama ve beslenme- ile birleştiğinde, fetusun zarar görme riski artmaktadır.


  • Bazı kimyasallara ve radyasyona sunuk kalma, düşük kilolu doğum riskinin arttırmaktadır.


Doğum Sonrası Dönem:



  • Çalışma ortamında, mesleksel zararlara sunuk kalma, anne sütünden çocuğa geçerek, bebeğin gelişiminde çeşitli riskler ortaya çıkarmaktadır.


  • Ayrıca direkt üreme sağlığı ile ilgili olmamakla beraber, anne ve babanın çalışma ortamından, giysi, ayakkabı ve ten yolu ile ev ortamına taşıdıkları çeşitli maddeler, çocuğun gelişimi üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.



Tüm bu risklerin ana kaynağı çalışma ortamı olmakla birlikte, gözden kaçırılmaması gerekli nokta, çalışma ortamı kadar, çevresel faktörlerin de anne ve çocuğun sağlığı üzerinde önemli etkilere sahip olduğudur.


III. RİSKİN OLUMSUZ SONUÇLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER:

Genel kural, çalışma yaşamında, hem erkekler ve hem de kadınlar için, çeşitli mesleksel etmenlere sunuk kalmak, genel olarak sağlık özel olarak ise üreme sağlığı için çeşitli olumsuz sonuçları içinde barındırır. Ama bu olumsuzlukların derecesi, şu faktörlere bağlı olarak değişmektedir:



  • Sunuk kalma süresi: Ne zaman ve ne kadar süre ile sunuk kalındığı.


  • Doz: Maddeye ne miktarda sunuk kalındığı


  • Sinerji: Sunuk kalma etkilerinin aynı zamanda başka çevresel faktörler ile birleşmesi.


  • Bireysel farklılıklar: Bazı çalışanlarının diğerlerine göre bazı maddelere daha duyarlı olması.


  • Beslenme, ortopedik özürlülük, madde bağımlılığı, akciğer fonksiyonlarında düşüklük vb diğer etmenler



Tüm bu faktörler, mesleksel sunuk kalmanın sonuçlarını değiştirebilmektedir.

IV. ÇALIŞMA ORTAMINDA ÜREME SİSTEMİ ÜZERİNDE RİSK YARATAN MESLEKSEL FAKTÖRLER:



  1. Çözücüler(solventler) ve Organik Atıklar:



Toksik maddeler arasında yeralan birçok çözücü, ev ve çalışma ortamında kullanılmaktadır.Bu maddeler, solunum ve deri yoluyla hızlı bir biçimde organizmaya girmekte ve plesanta aracılığıyla fetusa zarar vermektedir. Laboratuar çalışanları, ilaç firmalarında çalışanlar, imalat sanayiiişyerlerinde, kuru temizleme işlerinde çalışanların bu maddelere sunuk kalma riski yüksektir. Bu nedenle bu sektörlerde çalışan kadınlarda düşük riski, bu maddelere sunuk kalmayan kadınlara oranla yüksektir. Benzer şekilde organik atıklarda, düşük kilolu doğum ve erken doğum riskini arttırmaktadır.



  1. Tarımsal Böcek İlaçları (Pestisitler):

Bu ilaçlar, tarımsal işgücünün toplam işgücü içinde, tarımsal işgücü içinde de kadınların geniş yer tuttuğu ülkemiz gibi ülkelerde önemli bir risk faktörüdür. Hindistan’da yapılan bir araştırma, bu tür böcek ilaçları ve tarımsal zararlılara karşı kullanılan çeşitli maddelere sunukkalan kadınlarda, düşük riskinin (%44), kalmayanlara (%8) göre oldukça yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.v


  1. İyonize Olan ve Olmayan Işınım (Radyasyon):

Özellikle sağlık uzmanları için bir risk faktörüdür. Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP), gebelik sırasında, maksimum izin verilebilir doz oranını çok daha düşük bir düzeyde belirlemektedir.


  1. Ağır İş Yükü ve Duruşsal Faktörler:


Ağır iş yükü ve çalışma ortamında ayakta durarak iş yapma gibi faktörler, düşük kilolu doğum ve erken doğum riskini arttırmaktadır. Montreal’da Mc. Donald ve arkadaşlarının 30.000 kadın üzerinde yaptığı çalışmada, düşüklere ve düşük kilolu doğumlara yol açan faktörleri, uzun çalışma saatleri ( haftada 40 saatten fazla), fiziksel güç kullanımı ve ağır yük kaldırma olarak belirlemişlerdir.vi

Bu araştırmada, gebelik üzerinde risk yaratan mesleksel ergonomik faktörler için ise bir ölçek geliştirilmiştir. Buradaki ergonomik faktörler,


  • Duruş
  • Makine ile çalışma
  • Fiziksel güç sarfetme
  • Mental stress
  • Genel çevresel stressdir.

Her paremetre için, 0’dan 1’e kadar (1 en yüksek) puanlama yapıp, 5 paremetrenin puan toplamını, kadınların erken doğum ya da düşük kilolu doğum riskini tahmin etmede kullanmaktadırlar.


Sonuçta, çalışma yaşamında kadınların sağlık ve üreme sağlığına etkileri yapılan çalışmalar ile bilinebilen çok sayıda etmen bulunmaktadır. Bu etmenlerin etkilerini ortaya koyabilmek, risk yaratan bu etmenleri önlemeye yönelik program ve politikalar için önemlidir.

V. ÖNLEM ve POLİTİKALAR:

Çalışma yaşamında kadınların (ve erkeklerin)üreme sağlığını etkileyen tüm bu faktörlerin, en önemli özelliği ÖNLENEBİLİR nitelikte olmalarıdır. Bu riskleri önlemek, tazmin etmekten çok daha kolay ve maliyet-etkin bir yaklaşımdır. İnsan ile riski hiç karşılaştırmamak ana amaçtır. Ana amaç olan “sıfır risk”e ulaşmayı engelleyen bir çok etmen vardır:vii


  1. İnsan düşüncesinin sınırları,
  2. Bilimin sınırları,

    1. Pazara katılan yeni ürünlerle ilgili “sağlık-güvenlik-çevre” araştırmalarının yeterince yapılmamış olması,
    2. Yerine koyamama : Toksik maddeyi daha az toksik olanla değiştirmeyi başaramama,
    3. Kaynaktan yayılımı önleyememe,
    4. Toplu ve kişisel önlemler etkin bir sonuç alamama.

  3. Ekonominin sınırları,

    1. Sıfır riske ulaşmanın ve sürdürülebilirliğin maliyetinin karşılanamaması,
    2. Sıfır riske ulaşmak istemeyenler ile isteyenler arasında oluşan rekabet eşitsizliği,


3.3 Üretim zincirinin bütününün “sıfır risk” yaklaşımına ayak uydurmaması.



  1. Kültürel engeller ve bilinçsizlik,
  2. Bireysel varyasyon.

Bu nedenlerle, öncelikli amacın riskin minimize edilmesine yinelik politikalar olduğu görülmektedir. Kadınların gebelik ve doğum sürecinde, işyerlerinde uygulanan geleneksel politikalar, genellikle kadınları bu iş ve endüstriden dışlamak şeklinde biçimlenmektedir. Oysa yapılan araştırmalar, işyerlerinde mesleksel sunuk kalmanın, üreme sistemi açısından hem kadın hem de erkek üzerinde benzer olumsuzluklara neden olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, kadınları bu alanlardan dışlamak yerine, çalışma ortamını her iki cins açısından sağlıklı ve güvenilir hale getirmek önemlidir. Böylesi bir yaklaşım, 1996’da, WHO’nun 49. Dünya Sağlık Assemblesinde, HERKESE İŞ- MESLEK SAĞLIĞI yaklaşımında ve ILO’nun 1985’deki Genel Konferansı’nda, kadınlar için koruyucu mevzuatın teknolojik değişim ve bilimin ilerleme mantığı içinde tekrar düşünülmesi gerektiği ve üreme sağlığı açısından her iki cinsin bir tutulması gerektiği yaklaşımında da ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir bakış açısı kadın-erkek ayrımı yapmaksızın, tüm işyerlerinde çalışanlara sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı sunmaktadır.


Ancak, bugün tartıştığımız KOBİ’ler çerçevesinde, bu işletmelerin kıt finansman kaynakları nedeniyle bu politika ve uygulamaları yaşama geçirmede ciddi sıkıntılara sahip olduğu kabul edilmelidir. Bu durum, bir yanıyla, KOBİ’leri iş sağlığı güvenliği açısından riskli işletmeler yaparken, bir yönüyle bu işletmelere yönelik işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerine daha özgün bir karakteristik kazandırmaktadır. Bu tür işletmelerin özgün yapısı dikkate alınarak örgütlenmiş, işyeri ortak sağlık-güvenlik
birimleri aracılığı ile çalışma ortamını daha sağlıklı ve güvenli hale gelmesini sağlayan “en iyi uygulama” örnekleri bulunmaktadır. Fişek Enstitüsü tarafından geliştirilen ve uygulanan model çalışma, 1996 İnsan Yerleşimleri Konferansı’nda (Habitat) en iyi uygulamalar sergisine seçilerek büyükbir başarı kazanmıştır.


Bu çerçevede, üreme sağlığı açısından çalışma ortamının güvenli hale getirilmesindeki öncelikli önerimiz PLANLI GEBELİK KAVRAMI’nda somutlaşan, kadın ve erkek çalışanın çocuk sahibi olma isteğini ve bunun zamanını işverene bildirerek, bu dönemde ve sürece özgün önlemlerin alınmasını sağlayan yaklaşımdır. Bu bir yönüyle üreme sürecinde çalışma ortamına özel önem verilmesini gerektirirken, diğer bir yönüyle nüfus planlamasına da katkıda bulunmaktadır.


İşyerlerinde iş sağlığı güvenliğine ilişkin oto-kontrol mekanizmaları çerçevesinde, kadınların üreme sağlığına ilişkin yapılması gerekenler ise şu şekilde sıralanmaktadır:



  • Sürekli ve gelişen risk analizlerinin yapılması
  • Tehlike odaklarının belirlenmesi
  • Bu tehlike odaklarına yönelik öncelikle koruyucu nitelikli önlemlerin alınması
  • Tehlikelere karşı sürekli olarak risk gruplarının ve işletme sahiplerinin eğitilmesi, bu eğitimde kadın işçilerin sorunlarını rahatlıkla anlatabilecekleri ve tartışabilecekleri ortamlar yaratılması
  • Bu çalışmaların tek bir işyeri ve sadece işyeri düzeyi ile sınırlı kalmaması
  • Etkin bir denetim mekanizmasını devrede bulunması gerekir.

Tüm bu çabalar, farklı disiplinlerden gelen uzmanların, bir arada ve eşgüdüm içinde takım ruhu ile çalışmasını gerekli kılmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği bir takım oyunudur. Ulusal düzlemde politikaların oluşum uygulama ve denetiminde sosyal taraflar, devlet ve hükümet dışı kuruluşlar bu takım oyunun temel aktörleridir.


* 13-15 Ekim 2003 tarihinde Ankara’da düzenlenen 3.Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı’nda sunulmuştur.


i Standing, G., (1999), “Global feminization through flexible labour: A theme revisited “,


World Development, Vol:27, No:3, pp:583-602.


ii Elson, D., (1999), “Labor Market as Gendered Institutions: Equality, Efficiency and


Empowerment Issues”, World Development, Vol:27, No:3, p:611-613.


iii Figa, Irene, “Reproductive Health and Occupational Hazards Among Women Workers”, Women and Occupational Health, WHO, Geneva, 1999,60-68.




iv ILO, Male and Female Reproductive Health Hazards in The Workplace, Bureau for workers activities,International Labour Office,1996.




v Kane, Penny, “Women and work in a changing environment”, Women and Occupational Health, WHO , Geneva, 1999,p:1-7





vi A.D Mc. Donald vd., ” Prematurity and work in pregnacy “, British Journal Of Industrial Medicine, Vol:45, No:1, 1988, p:56-62.




vii Fişek, A. Gürhan, Risk Grupları Ve Mesleksel Toksikoloji The Second International Symposium on Medical Geolıogy, Nutrition and Cancer ,(March 31-April 03, 2003 Military Cultural Center, Istanbul) Bildiri,





FİŞEK ENSTİTÜSÜ ÇALIŞAN ÇOCUKLAR
BİLİM VE EYLEM MERKEZİ VAKFI :
(İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE ÖZEL RİSK GRUPLARI)
ÇALIŞAN ÇOCUKLAR**

Gülbiye Yenimahalleli-Yaşar


  1. Çalışan Çocuk Tanımı:

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (20 Kasım 1989) 18 yaşından küçük olanları çocuk olarak tanımlamıştır. Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO)’nün 1973 tarih ve 138 sayılı Sözleşmesi’nde ise; “meslek statüsü ne olursa olsun (ücretli, bağımsız çalışan, ücretsiz aile işçisi) ekonomik amaçlı mal ve hizmet üretimine katılan 15 yaşından küçük kişiler” çalışan çocuk olarak tanımlanmıştır.



  1. Çocukların Çalışma Nedenleri:

Çocukların çalışma nedenleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için farklılaşmakla birlikte, genel olarak aşağıdaki şekilde sıralanabilir.



  • Aile gelirindeki düşüklük ya da dalgalanmalar
  • Eğitimle ilgili nedenler
  • Göç
  • İşsizlik
  • Gelenekler
  • İşverenlerin çocuk işgücü talebi
  • Yasal mevzuattaki yetersizlikler

Bu alanda yapılan araştırmaların hemen hepsi, çocuk işçiliğinin asıl nedeninin yoksulluk olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Ekonomik güçlükler ailelerin çocuklarını okuldan alarak çalışma yaşamına itmelerine neden olmaktadır. Nitekim gelişmekte olan ülkelerde çocuk emeğinin daha yoğun kullanılması bu savı destekleyen bir durumdur.


Eğitim çocuk işçiliğini önlemede önemli bir etken olmanın yanı sıra, çocuk işçiliği besleyen bir unsur haline de dönüşebilmektedir. Örneğin zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması Türkiye’de çocuk işçiliğinin azalmasına katkı sağlamışken, eğitimin içerik olarak tatmin edici olmaması, maliyetinin yüksekliği, ulaşılabilirliğinin zorluğu, eğitimli kişilerin karşılaştığı yüksek işsizlik oranı gibi sorunlar eğitime devamı azaltmaktadır.


Kırsal kesimden kentlere doğru yaşanan hızlı göç, çocuk işçiliğini arttırmaktadır. Çünkü yeterli eğitime sahip olmayıp vasıfsız işgücü olarak çalışma yaşamına atılan göçmen aile bireylerinin kazançları evlerini geçindirmeye yetmemektedir


Bugün tüm dünyada artan bir seyir gösteren işsizlik bir yandan yoksulluğu daha da arttırırken, diğer yanda çocuk işçiliği körüklemektedir. İşsizlik dolayısıyla ailelerine temel gereksinimlerini karşılama olanağı sağlanmayan çocuklar, okulla ilişkilerini kesip çalışma yaşamına atılmaktadırlar.


Özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülen geleneksel bakış açısı çocuk işçiliğini normal karşılamakta, hatta bazen de gerekli görmektedir.


İşverenlerin ucuz ve uysal olan çocuk emeğine olan talepleri, ekonomik ve mali sıkıntılar nedeniyle artmaktadır.


Çocukların yaygın olarak istihdam edildikleri işlerin ve işletmelerin denetim kapsamı dışında olmasının yanı sıra, kapsamda olan işyerlerinin denetimlerinin etkin olarak yapılmaması, her şeyden önce kamu gücünün sosyal politikalardan cayma ve kaçma eğitimi göstermesi mevzuat açısından ciddi sıkıntılar yaşanmasına neden olmaktadır. (1)



  1. Çocuk İşçiliğinin Tarihsel Gelişimi ve Çocukların Çalışma Alanları:

Çocuk emeği kullanımı tarihin her döneminde bulunmakla birlikte, 16.yy.’da ABD’de köle ticareti ile ivme kazanmış, makinelerin ortaya çıkması, fabrikaların kurulması kısacası modern sanayinin oluşması ile 18.-19.yy.’da İngiltere’de en ağır dönemini yaşamıştır. Sanayi devrimi dönemi İngiltere’sinde fabrikalarda çalışan işçilerin üçte ikisi kadın ve çocuklardan oluşmakta ve çocukların yaşları 6’ya kadar inebilmektedir. Bunun yanı sıra, çalışma saatleri ise 15-16 hatta 18 saati bile bulabilmektedir. Yine 1730 ile 1779 yılları arasında Londra’da ölen insanların yarısının 5 yaşın altında olduğu bilinmektedir.


Bu ağır çalışma koşullarına rağmen, 19. yüzyıla gelene çalışan çocukların korunması zorunluluğu ile ilgili yasal düzenlemelere rastlamak mümkün değildir. Bu konudaki ilk düzenleme, 1802 yılında İngiliz Parlamentosu’nda kabul edilen “Çırakların Bedensel ve Tinsel Sağlıkları Hakkında Yasa”dır. Anılan Yasa bir yandan çocukların korunması gerektiğini ortaya koyarken, diğer yandan da çocukların o tarihe kadar hangi koşullarda çalıştırıldığını da belirtmektedir. Yasa’ya göre;



  • Çocukların çalışma süreleri 12 saat olarak saptanmakta,
  • Gece çalışmaları yasaklanmakta,
  • Çıraklar geceli gündüzlü olarak işverenin yanında kalmakta iseler, İşveren, kız ve erkek çocuklar için ayrı yatakhaneler kurmakla yükümlü tutulmakta,
  • Çocukların okuma yazma öğrenmek amacıyla okula devam etmeleri sağlanmakta,
  • Çocuklara yılda bir kat giysi verilmektedir. (2)

21. yüzyıla girdiğimiz bu dönemde çocuk işçiliği sorunu hala devam etmektedir. Bu sorun gelişmiş ülkelere oranla gelişmekte olan ülkeler için daha büyüktür. ILO’ya göre bugün gelişmekte olan ülkelerde, 5-14 yaş arasında çalışan yaklaşık 250 milyon çocuk bulunmaktadır. Bu çocukların çoğu okula gidememektedir. Çalıştıkları işlerin sürekli birbirini tekrarlayan işler olması nedeniyle sağlık ve güvenlikleri tehlikeye girmekte, fiziksel ve ruhsal gelişimleri olumsuz yönde etkilenmektedir. (3)


Devlet İstatistik Enstitüsü’nün hazırladığı “1999 Çocuk İşgücü Anketi”ne göre ise, ülkemizde 6-17 yaş grubunda bulunan 16,1 milyon çocuğun %10,2’sinin yani 1.7 milyon çocuğun herhangi bir ekonomik uğraşı içinde olduğu belirtilmektedir. (4) Öte yandan bu rakamın gittikçe artış gösterdiği ve günümüzde 3 milyon civarında olduğu da bilinmektedir. (5)


ILO’ya göre genel olarak çocukların çalıştıkları veya faaliyet gösterdikleri alanlar şunlardır: “Ev işleri, ev işi olmayan ücretsiz işler, bağımlı çalışma, ücretli çalışma, marjinal ekonomik faaliyetler, okula gitme, tembellik ve işsizlik, yeniden üretim ve boş zamanlar ile yeniden üretici faaliyetler”dir. (6)


Bu sınıflamaya rağmen, çocuklar hemen her sektörde çalışmakta ve kayıtlı yada kayıtsız çalışma durumlarının her ikisinde de yaptıkları işler çoğunlukla uluslar arası sözleşmelerde yer alan hükümlere aykırı olmaktadır. Öte yandan pek çoğu kendi serbest seçimleri ile işe girmemektedir. (7)


4-Çalışan Çocukların Karşılaştıkları Riskler:


Yapılan çeşitli araştırmalara göre çalışan çocukların çalışma sisteminde karşılaştıkları riskler genel olarak beş başlık altında toplanmaktadır. Bunlar;



a)Doğal çevreden kaynaklanan riskler; çalışan çocuğun yaşadığı çevrenin ağır iklim koşullarına sahip olması, çevrede tehlikeli hayvanlar ve böceklerin varlığı; enfeksiyon riski ve biyolojik risklerin söz konusu olması; işe gidiş gelişte uzun, yorucu ve tehlikeli yollar ve tehlikeli çevrenin varlığıdır. Ayrıca yaşanan yer, yaşanan yerdeki kişi sayısı, beslenme durumu ve dinlenme süresi de bu risklere dahil edilebilmaktadır.


b)Çalışma ortamından kaynaklanan riskler; çalışan çocuğun üretim etkinliğini gerçekleştirirken karşılaştığı risklerdir. Bu riskler şöyle sıralanabilir.



  • Çalışma alanları ve yerleri
  • Çalışma çevresi
  • Aletler, makinalar, aygıtlar,
  • Maddeler ve ürünler,
  • Tesisler ve işlemlerden kaynaklanan riskler.

c)Çalışma etkinliğinden kaynaklanan riskler; konunun en can alıcı noktasını oluşturmaktadır. Bu konu başlığı altındaki riskler çocuğun yaptığı iş, çalıştığı üretim dalı ve yürüttüğü işlemlerle ilgilidir. Dolayısıyla çalıştıkları süre içerisinde yüklendikleri fiziksel ve zihinsel yükün ağırlığı, kişisel donanımlar ve hijyen kurullarına uyup uymamaları ve işyerinde sağlık ve güvenlik örgütlenmesinin durumu gibi konular önem kazanmaktadır.


d) Çalışma koşullarından kaynaklanan riskler; çalışma süresi ve ücretler konularını içermektedir. Bu iki
unsur, doğal ortamdan, çalışma ortamından ve çalışma etkinliğinden kaynaklanan güçlüklerin daha da ağırlaşmasına ya da taşınabilir hale gelmesine katkıda bulunurlar.


e) Çalışma ilişkilerinden kaynaklanan riskler; kapsamında güvenlikli olmayan statüler, baskı ve ayrımcılıklar ile topluluk ilişkilerinden bahsedilebilir. (8)


5- Çocuk Emeğini Önlemek İçin Yapılan Çalışmalar:


Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı, ILO Anayasası ve ILO’nun ülkemizce de onaylanan 15, 58, 59, 77, 78, 123, 138 ve 182 sayılı Sözleşmeleri gibi uluslararası belgeler ile Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, AB’ye adaylık sürecinde hazırlanan “Ulusal Program” ve ulusal mevzuatta yer alan çeşitli hükümlerde çocuk çalıştırılması konusu tanımlanarak, en az çalışma yaşı, iş türü, çalışma süresi ve karşılaşılması olası riskler belirlenmiş ve çalışan çocukların korunması amacıyla alınması gereken bazı önlemler tanımlanmıştır.


Bu yasal yükümlülüklerden yola çıkarak ve çocuk işgücünün uzun vadedeki olumsuz yönleri de göz önüne alınarak, başta ILO olmak üzere, UNICEF ve diğer uluslar arası kuruluşlar çocuk emeğinin sona erdirilmesi yönünde önemli adımlar atılmasını sağlamışlardır. Özellikle ILO tarafından 1992’de başlatılan Çocuk Emeğinin Sona Erdirilmesi Uluslar arası programı (IPEC) dünya genelinde ilgi görmüş ve ülkemiz ILO ile yaptığı IPEC çalışmalarını 2006 yılına kadar uzatmıştır.


Ancak, birçok kamu kurumu ve gönüllü kuruluşun IPEC ile yaptığı işbirliği sonucunda çocuk işçiliği ile mücadeleye önemli katkılar sağlanırken, çocuk işçiliğinin kısa vadede önlenemeyeceği gerçeği de ortaya çıkmıştır. Bu gerçeğin anlaşılmasından sonra çalışmaların büyük bir çoğunluğu çalışan çocukların çalışma koşullarının iyileştirilmesine ve çocukların sıkıntılarının azaltılmasına yönelmesine neden olmuştur. Bu kapsamda sanayi, kırsal kesim ve sokakta çalışan çocuklara yönelik çalışma modelleri gerçekleştirilmeye başlanmıştır.


IPEC Projelerini, “Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi İçin Zamana Bağlı Politika ve Program Çerçevesi” çalışmaları ile bu kapsamda en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliği ile mücadele programlarının geliştirilmesi çalışmaları izlemiş, ancak, bu çalışmaların hedeflenen başarıyı sağlayıp sağlamadığı da sürekli tartışma konusu olmuştur. Çünkü ekonomik sıkıntılar nedeniyle, gerek ILO gerek AB gibi dış yardımlara bağlı araştırmalar, gerekse daha önce vurgulandığı üzere kamu gücünün sosyal politikalardan kaçma eğilimi, üzerinde kararlı bir politika çalışması gerektiren çocuk işçiliği konusundaki başarının hızını kesmektedir.


Peki ne yapmak gerekmektedir? Çalışan çocukları yukarıda sıralanan risklerden korumak ve bir anlamda onların
yazgısını belirleyecek olan, bu alanda yapılan araştırmalar ve yönlendirici girişimlere ağırlık vermekle işe başlanabilir.


Bilindiği üzere çocuk emeğine yönelik çalışmalar uzun ve kısa erimli hedefler olarak, iki açıdan ele alınmaktadır. Uzun Erimli Hedef: Çocuk emeğinin sona erdirilmesidir. Bunun için ekonomik koşullar gözden uzak tutulmaksızın çalışan çocukların içinde bulunduğu koşullar, gelecek konumları ve olası sorunları sergilenerek, köklü düzeltmelere gidilmelidir. Kısa Erimli Hedef. Uzun erimli hedefi gerçekleştirene kadar geçecek süre içerisinde, çalışan çocukların sorunlarının hafifletilmesi amacıyla sağlık ve güvenlik önlemlerinin sağlanmasıdır. Bunun için küçük ölçekli ve dar kapsamlı çözümlere yönelmek gereklidir.


İşte uzun vadeli hedefe ulaşana kadar geçecek sürede, ülkemizde çalışan çocukların daha çok küçük ölçekli işyerlerine sıkıştıkları ve bu işyerlerinin de çok elverişsiz ve sağlığı bozucu ortamlar olduğundan yola çıkarak, çalışan çocuklara daha iyi bir sağlık-sosyal hizmet ve daha iyi bir çalışma ortamı oluşturmak için “Fişek Modeli” adı verilen bir program geliştirilmiştir. Fişek Enstitüsü tarafından 20 yılı aşkın bir zamandır küçük sanayi sitelerinde geliştirilen ve uygulanan bu program, ILO/IPEC katkısını alarak
zenginleştirilmiş; 1996 Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri (Habitat) Konferansı’nda En İyi Uygulamalar Sergisi’ni seçilerek ödüllendirilmiştir. En büyük ödülü ise, onun bunca yıldır sürdürülebilirliğini sağlayan küçük işletmelerdeki işçi-işverenlerden almıştır.


Model; tümelci, kendini yenileyebilen, yinelenebilen, yasal yönden işveren için zorunlu ögeleri ortaya çıkaran, kendi parasal kaynakları ile ayakta durabilen (sürdürülebilir), toplumca özlenen ve beklenen bir hizmet düzeyi ve katılımcılığın önde olduğu bir yapı oluşturmuştur.


Fişek Modeli; hizmetin yürütüldüğü bölgede bir “sağlık merkezi/bağlantı noktası” oluşturulması, yürüyen bir klinikle (mobil-ünit) küçük işyerlerinin gezilmesi; çıraklık eğitim merkezlerinde bir okul sağlığı birimi kurulması ve “iş sağlığı güvenliği
destek hizmet sistemi” olanaklarıanın sunulmasından
oluşmaktadır. iş sağlığı güvenliği destek hizmet sistemi, yürüyen röntgen, işyerinde gürültü düzeylerinin ölçülmesi, kulak işitme ve akciğer fonksiyon testlerinin yapılmasını kapsamakta; bunların yanından iş hijyenisti, iş güvenliği uzmanının risk analizi, strateji belirleme, eğitim ve danışmanlık çalışmalarıyla, “iş sağlığı güvenliği önlemler sergisi”ni içermektedir..


Fişek Modeli aracılığıyla bugüne kadar, Ankara (Ostim, Sincan), İstanbul, İzmir ve Denizli’de bulunan 5 merkezde 300’ün üzerinde küçük ölçekli işyerine grup işyeri sağlığı güvenliği hizmetleri sunulmuştur. İzmir’de oluşturulan Yürüyen Diş Kliniği, küçük işyerlerini düzenli olarak ziyaret ederek koruyucu diş hekimliği amaçlı çalışmalar yaparak yeni bir pencere de açmıştır. (İstanbul, İzmir ve Denizli’deki merkezlerde yapılan çalışmaklar sona ermiştir.) Ayrıca İstanbul/Pendik’te TİSK’in çalışan çocuk bürosu faaliyetlerine paralel olarak, TİSK ile birlikte bir işyeri ortak sağlık birimi kurulmuştur. Hizmet zinciri aksatılmaksızın ve geliştirilerek sürdürülmektedir. Hizmet işveren katkılarıyla da kendini döndürür hale gelmiştir. İlklerden bir başkası da konunun “sağlık”, “güvenlik” ve “sosyal” boyutunun ilk kez bir arada el alınmış olmasıdır.


Modelin bazı ayırıcı özellikleri de bulunmaktadır. Bunlar;

  • Çocuk ve genç vurgusu


  • Kadın kimliği vurgusu


  • İş sağlığı ve güvenliği vurgusu
  • Toplumsal boyut vurgusu
  • Sürekli devinim ve toplum katılımı
  • Kaynak sorununun aşılmasında kendine yeterli olma
  • Modelin yaygınlaştırılması ve ülke düzeyinde eş-ilkeler çevresinde örgütlenmedir.(9)

Fişek Modeli’nin iş sağlığı güvenliği konusundaki tüm faaliyetlerini destekleyen başka araçları vardır. Bunlar:



  • “Çalışma Ortamı” Dergisi: 11 yıldan beri, iki ayda bir düzenli olarak yayınlanmakta ve iş sağlığı güvenliği alanında ülkenin en uzun soluklu tek dergisi olma ünvanını taşımaktadır.

– “İş sağlığı güvenliği kütüphanesi”: Alanının ilki olma özelliğini taşımaktadır. İnternet erişimlidir. Türkiye’de bu alandaki en zengin kitaplıktır.


– İş sağlığı güvenliğine özgü bir internet sayfası (www.isguvenligi.net/):
Sürekli

yenilenmekte; 10 ülkeden ziyaretçi almaktadır.



  • Projeler sürmektedir. “Küçük işletmelerde çalışan çocuklara yönelik sağlık-güvenlik hizmet sunumu” çalışmaları kapsamında Ankara’da 500 küçük işyerine ulaşılmaktadır. “Genç Kız Evi” projesi ile, genç kızların eğitimlerini sürdürmeleri ve yeni fırsatlar yakalamaları için; annelerini ve küçük kardeşlerini de kapsayan bir dizi etkinlik yürütülmekte ve ortam sağlanmaktadır. “Prof.Dr.Nusret Fişek Bilim ve Sanat Ortamı” ile resim, el ürünleri sergilenmekte; düşünce atölyeleri ve perşembe söyleşileri ile çok yönlü çalışmalar kucaklanmaktadır. “Beyin göçünden Beyin Gücüne” kampanyası ile, genç işsizliği – beyin göçü bağlantısı üzerinde durularak, yurt dışında yaşamlarını sürdüren değerlerimizin, elde ettikleri güçleri kök-ülkeleri ile paylaşmaları için kanallar açılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu çalışmalar Fişek Enstitüsü’nün internet sitelerinden izlenebilir.
  • Biz bu çalışmalarımızı geniş ve inançlı bir gönüllü grubu ile yürütüyoruz. Gücümüzü onların yürekliliğinden, insan-severliğinden ve takım oyununda alıyoruz.

Konuşmamı, en kısa zamanda çocuk emeğinin sona erdirilmesi için uygun ortamın sağlanmasını ve çalışmalarımızda hedef grup
olarak genç işçileri öne çıkarabilmeyi dileyerek sona erdiriyorum. Teşekkürler.


* 13-15 Ekim 2003 tarihinde Ankara’da düzenlenen 3.Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı’nda sunulmuştur.

KAYNAKLAR:


  1. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve ILO-IPEC, “Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi İçin Zamana Bağlı Politika ve Program Çerçevesi” (Taslak).
  2. Fişek, G., “Çocuk Emeği”, www.fisek.org.tr/o117.php (Erişim tarihi: 07.10.2003)
  3. Mathews, R., Reis, C., Iacopino,V., “Child Labor: A Matter of Health and Human Rights”, Journal of Ambulatory Care Management / April-June 2003-10-08
  4. Peker, M. “Çocuk İstihdamı Üzerine Bir Deneme”, http://www.fisek.org.tr/017.php
    (Erişim tarihi: 07.10.2003)


  5. Fişek, G., “Çalışan Çocuklara Sağlık Hizmeti Sunumu: Türkiye Deneyimi”, www.fisek.org.tr,
  6. ILO, “Childwork, Poverty and Underdevelopment”, 1981, s:2-11


  7. Oktay, Nilüfer, “Türkiye’de Çalışan Çocukların Ekonomiye Etkileri: Adana’da Küçük Ölçekli İşletmelerde Çalışan Çocuklarla İlgili Bir Alan Araştırması”, Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Adana-1999, s:6


  8. Derrien, J.M., “Çocuk Çalıştırılması ile İlgili Politika Hazırlanması ve İş Denetimi” Eğitim Klavuzu, Çevirenler:Dr.Bülent Piyal, DrçHaluk Başçıl, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve ILO, 1994, Ankara, s:70-84
  9. Fişek, G., “Çocuk Emeği”, www.fisek.org.tr/o117.php(Erişim tarihi: 07.10.2003)





3. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı’nın Ardından
(Çalışma Ortamı’nın 73. sayısında yayınlanmıştır.)


Ferruh N. Ayoğlu***, Sibel Kıran***
*** Dr., Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Ana tartışma konusu “İş sağlığında ve Güvenliğinde Özel Risk Grupları” olarak belirlenen 3. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı 13-15 Ekim 2003 tarihlerinde Ankara’da Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi ve konferansın ev sahipliğini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaptı. Konferanstaki oturumlarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı, TMMOB, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’ndan davet edilen konukların yanı sıra İsveç ve Almanya’dan gelen konuklar da söz aldı. Ayrıca, Konferans’ın son gününde Arnavutluk, Azerbaycan, Bosna Hersek, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Moldova, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’dan katılan konuklar da kendi ülkeleri hakkında kısa bilgiler aktararak, ulusal düzeyde karşılaştıkları sorunlardan söz ettiler.

İş sağlığı alanına yönelik çalışmalarda sürecin hemen her aşamasında “işçi-işveren-devlet” şeklinde tanımlanan tarafların aktif katılımı vazgeçilemez bir gereksinimdir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde konuya yönelik bir bilimsel etkinliğe Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ev sahipliği yapması olumlu bir olgu olarak değerlendirilmelidir. Ancak, konferansta beklenen katılımın gerçekleşemediği gözardı edilmemelidir. Katılımın sayıca az olmasının önemli nedenlerinden biri, ülkemizde iş sağlığına yönelik kongre, sempozyum, konferans, günler gibi isimlerle farklı gruplarca organize edilen ve çoğu zaman belirlenen bir “ana tartışma konusu” çevresinde yoğunlaşılan çok sayıda bilimsel etkinliğin bulunması olabilir. Belirlenmiş bir ana tartışma konusu çevresinde yoğunlaşılması seçilen konunun ayrıntılı biçimde tartışılmasına olanak tanımakta ancak, konuya ilgi duyanların belli bir süreç içindeki tüm etkinliklere katılımı her zaman olası olmamakta, katılımcılar ilgi alanlarına göre seçim yapmaya zorlanmakta, bu da etkinliklere katılımı sınırlayıcı etki yapmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, belirli bir ana tartışma konusu çerçevesinde düzenlenen etkinliklerden ziyade, iş sağlığı ile ilgili tüm grupları kapsayan ve konuların tüm boyutlarıyla incelenmesine olanak sağlayacak etkinliklerde aktif rol alması, ülkemizde iş sağlığı alanına çok önemli katkılar sağlayacaktır. Ankara’da düzenlenen konferansa katılımla ilgili bir diğer ilgi çekici özellik de, açılış konuşmaları dışında kalan bölümlerde, konunun öncelikle ilgilendirdiği işçi, işveren ve sağlık çalışanı temsilcilerinin azlığı, hatta yokluğu idi. Bu durum, belirlenmiş bir ana tartışma konusu çerçevesinde planlanan konferansın kapsamını daha da daraltıcı etki yapmaktaydı. Gerçekten de ilgili tarafların biraraya gelerek organize ettiği, konuyla ilgilenen tüm grupların katıldığı ve söz hakkı bulduğu, “çok taraflı”, dolayısıyla da çok sesli ve çok renkli, daha büyük ölçekli etkinlikler düzenlenmesi, iş sağlığına yönelik sorunların ortaya koyulması ve çözüm yollarının “birlikte” geliştirilebilmesine olumlu katkıda bulunacaktır.

Ankara’da düzenlenen 3. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı’nın dikkati çeken ve üzerinde durulması gereken bir özelliği de, özellikle Türk Cumhuriyetleri’nden katılan konukların dile getirdiği beklentilerdir. Söz konusu ülkelerin katılımcıları, Avrupa Birliği ve ILO tarafından tanımlanan standartları takip ettiklerini ancak bunları uygulamanın kendi ülkeleri için oldukça zor olduğunu vurgulayarak, yaşadıkları sorunlara yönelik hızlı çözüm yollarına gereksinim duyduklarını ve bu konuda ülkemizden beklentilerini aktarmışlardır. Katılımcılar, düzenlenen “bölgesel” nitelikli toplantılarda konferans ve sempozyum benzeri bilgilendirme etkinliklerinin yanı sıra, sorunların ve çözüm yollarının birlikte tartışılabildiği ve üretilebildiği aktif etkinliklere duyulan gereksinimi çok açık biçimde belirtmişlerdir. Ülkemizde iş sağlığına yönelik çalışmalardan çıkartılan deneyimlerin ve çözüm yollarının uluslararası veya bölgesel düzeyde paylaşımını amaçlayan etkinliklere önem verilmesi, bu ülkelerce dile getirilen gereksinimlerin karşılanmasına ve bilimsel, çağdaş iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının yaygınlaşmasına olumlu katkıda bulunacaktır.