Fişek Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı














 

Genç Kız Evi

    Haberler      Resimler       Proje Hakkında      Sunum      

Kadınlar Eliyle Topluma Sunulan Can Simidi
Boztepe'nin Genç Kızları Kentle Tanışıyor
"Kentli Evi" Kavramsallaştırması Temelinde "Genç Kız Evi" Modeli

GENÇ KIZ EVİ :
Kadınlar Eliyle Topluma Sunulan Can Simidi

PROJENİN ADI :

GENÇ KIZ EVİ : Kadınlar Eliyle Topluma Sunulan Can Simidi

YÜRÜTÜCÜ KURULUŞ :

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı

HEDEF KİTLE :

Gecekonduda yaşayan kadınlar ve okuma çağındaki kızlar

ANA AMAÇ:

Kızların eğitim ve sosyal yaşama katılım düzeylerini arttırarak, yoksullukla başa çıkma ve kentli değerleri benimsemede kadınların ve genç kızların ön plana geçmesini sağlamak.

DİĞER AMAÇLAR :

Kente göç eden ailelerin, kırsal değerlerinin yerine kentsel değerleri koymak, kent yaşamına ayak uydurmak ve sorunlarına birlikte çözüm yolları aramak yardımcı olmak.

GEREKÇE :

Özellikle son ekonomik krizin hızla yükselttiği işsizlik olgusu, yoksulluk ve yoksunlukları daha da beslemektedir. Yoksullukla mücadele, varlıkları paylaşmanın ötesinde, varlıkları arttırarak, herkesin bundan pay almasını sağlamakla olur.

En değerli varlığımız yetişmiş insangücümüzdür. Bu kadar kafa ve kol emeği ihraç etmesine (beyin göçü) karşın, ülkemizin hala ayakta durabilmesi, bu zengin yetişmiş insangücüne bağlıdır. Ama elindeki insangücü, Türkiye'nin yoksulluk ve eğitimsizlik çemberini kırmasına yetmemektedir. Bunun iki nedeni vardır: Birincisi, yetişmiş insangücünün büyük bölümünü erkekler oluşturmakta, bu da erkeklere yönetsel işlerde egemenlik sağlamaktadır. Buna karşın, ailesinin ve çocuklarının yoksulluk ve yoksunluklarını dakika dakika yaşayan kadınlar, eğitimde, iş yaşamında ve yönetimde hep geri plandadır. Türkiye yetişmiş kadin işgücüne yeterince ağırlık vermeyerek önemli bir fırsatı kaçırmaktadır.

Yoksullukla savaşımda, genç kızların ve annelerinin eğitimi çok önemli bir kaldıraç noktasıdır. Bunun etkin olarak kullanılmamasında, hala kırsal değerlerden kopamamanın yanında, Cumhuriyetin ilkelerini kavrayamamış olmak da yer tutmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma isteğini dile getirirken, bir çok dünya ülkesinden önce kadınlara insan haklarını tanıyarak bu konudaki tercihini yapmışatır. Yapılması gereken,

  1. Bu tercihin gereklerini yerine getirerek, kadınları eğitimde ve iş yaşamında da "eşit" konuma getirmek,

  2. Kentlere göç yoluyla gelenlere, yoğun çalışmalarla kentsel değerleri benimsetmektir.

Büyük kentler, kırsal alandan, sürekli göç almaktadır. Bu göç dalgasının nüfusumuzun %25-30'luk bölümünü içerecek biçimde önümüzdeki zaman diliminde de süreceği tahmin edilmektedir. Bu göç dalgasıyla gelenlerin, daha önce göç edenlerle (ki bunlar üzerinde aktif bir kentlileştirme politikası izlenmemiştir) kentsel alanda buluşması, kırsal tutum, davranış ve değerlerin de yoğunlaşması tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Böylece varolan "kentlileşmemiş" grubun daha da genişleyerek, başta yoksulluk ve insan hakları ihlalleri olmak üzere yaşanan sorunların daha da içinden çıkılmaz hale geleceğini söylemek kehanet olmayacaktır.

Kırsal kesimden kentlere göçeden yurttaşlarımıza yönelik aktif programlar uygulayarak, kentli değerlerle buluşmaları ve yoksulluklarını aşmaları sağlanmalıdır. Önce üzerinde durulması ve işlenmesi gereken konu, kente yeni gelenlerin yüklü oldukları kırsal değerlerle ile kentte karşılaştıkları değerler arasındaki farklardır. Bu farklar, eylem programlarına temel olacak müdahale noktalarını da ele verecektir.

Çağdaş bir topluma ulaşmada öncelik verilmesi gereken ve yeni dönüşümleri de beraberinde sürekleyecek (yani doğurgan) olan müdahaleleri 6 noktaya toplayabiliriz :

  1. Yoksullukla başedebilecek gereçlerle donanması

  2. Çocukların çalışma yaşamından uzak tutulması

  3. Kız çocuklarının kimliklerini kavramalarına ve örgün eğitimlerine destek verilmesi

  4. Annelere yönelik "yaşam desteği" çalışmaları

  5. Toplumsal kurumlardan yararlanmalarını öğretme

  6. Birarada çalışma ve sorunlarını birlikte çözme alışkanlığı kazandırılması.

Vakfımızın üniversite öğrencileriyle birlikte yürüttüğü "Çalışan Kızlara Yaşam Desteği" çalışması sırasında elde edilen bir çok bulgu, hem yoksulluğun ve eğitimsizliğin boyutları ve hem de kızların örgün öğretim ile ilişkileri konusunda çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Her şeyden önce, gecekonduda yaşıyan kızların bir bölümünün, ilkokulu bitirdikleri halde okuma yazma konusunda çok zayıf (hatta okuryazar olarak dahi nitelenemeyecek düzeyde) durumda oldukları saptanmıştır. 8 yıllık zorunlu ilköğrenime geçildiği için, bu kızlar, daha önce ortaokul olarak adlandırılan üç yıllık eğitimi de sürdürmek zorunda kalmışlardır. Ancak, okuma-yazması çok az olan bu çocukların, okuduklarını anlamaları olanaksız olduğu gibi ve ortaokulda derslerin çeşitliliği nedeniyle başarı kazanmaları da söz konusu olmamaktadır. "Ev Ödevi" olarak verilen araştırmaya dayalı ödevlerini yapabilmeleri için kaynak kitaplarının, ansiklopedilerinin vs olmaması, kız çocukların tümü için bir kabustur. Erkek çocuklarının, en yakın halk kütüphanesinden ya da okul kitaplığında yararlanma olanağı bulunmaktadır. Ancak kız çocukları, aileleri izin vermediği ve okuldan çıkınca, ev işlerine yardımcı olmak zorunda olduğundan bu olanağı kullanamamaktadır.

Bu bakımdan okuma çağındaki kızların değişik destekler alabilmeleri için, mahallelerinde kurulacak bir toplum merkezine gereksinmeleri vardır.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Amacımız bu projenin sürdürülebilirliğidir. Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı, bugüne kadar yürüttüğü tüm projelerde bunu amaçlamış ve destek kesildikten sonra da sürdürebilmeyi başarmıştır.

Bu projenin en çok iki yılda, çevre halkı tarafından benimseneceği ve sürdürülebilirliğinin sağlanacağı düşünülmektedir.Sürdürülebilirlikte finansman kaynağı olarak, kadınların ürünlerine, bu projeye özgü olarak başlatılacak bağış kampanyaları (toplum katkısının arttırılması) yeterli olacaktır.

UYGULAMADA İŞBİRLİĞİ YAPILACAK KURULUŞLAR :

  1. Yerel Yönetimler

  2. Muhtarlar

  3. Yöredeki okul yöneticileri, öğretmenler ve Milli Eğitim Bakanlığı

  4. Üniversiteler (Kadın sorunları konusunda eğitim ve uygulama yapan bölümleri; çocuk gelişimi, çocuk psikolojisi, çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümleri; sosyal hizmetler yüksek okulu; konservatuarlar vb)

  5. Basın-yayın kuruluşları.

PROJE:

Yukarıda çerçevesi verilen toplum merkezi (Bu projede GENÇ KIZEVİ olarak anılacaktır), Boztepe Mahallesi, Türközü, Ankara'da kurulmuştur.

  • Mahalle içinde yaşama geçirilecek Genç kız Evi'nde, kaynak kitapların, ansiklopedilerin, çocuk öykü ve romanlarının vs. bulunduğu bir kitaplık ve çocukların zorlandığı derslerde yardımcı olacak eğitmenlerin bulunduğu bir derslik bulunacaktır.

  • Genç kız Evi'nde, folklor, bilgisayar becerilerinin geliştirilmesinin yanında, yabancı dil derslerine yardımcı olunacaktır. Lise ve üniversiteye gitme şansını yakalayanlara da ders desteği sağlanacaktır.

  • Yaptığımız çalışmalar ve deneyimlerimiz, bize şunu öğretmiştir : Kız çocukları, aileleri izin vermediği için, evin dışına bırakılmamaktadırlar. Bu engeli aşmak için, toplum merkezi projesinin içinde annelerin de katılması sağlanacaktır. Genç kız Evi'nde, annelere el becerilerini geliştiren eğitimlerin yanı sıra, genel bilgi-eğitimler (hijyen, beslenme, aile planlaması, kadının yasal hakları, el ürünlerini pazarlama teknikleri, okuma yazma kursları vb) verilecektir. Küçük çocuğu olan annelerin rahat etmesi için merkezin bir odasını da "Çocuk Oyun Odası" haline gitermek, bu çocukların da eğitmenlerce oyun yoluyla eğitilmesini sağlayacaktır.

  • Üstünde önemle durduğumuz bir başka konu da sağlık hizmetleridir. Haftada bir gün doktor-hemşirelerden oluşan bir ekip Genç kız Evi'ne gelip, çocuklara ve kadınlara sağlık hizmeti verecektir.

  • Bunun için, kız çocuklarının eğitimlerine destek olunacak; meslek sahibi olmalarına, yaşam kalitelerini arttırmalarına, kendi ayakları üzerinde durmalarına, birey olma bilincini yakalamalarına yardımcı olunacaktır. Kadınlarımızın ise üretime yönelmeleri, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları, kendi bedenlerini tanımaları, evin dışına çıkmaları sağlanacaktır.

  • Genç Kız Evi'nde, aynı zamanda yoksullukla başetmenin ve sosyal güvence kazanmanın yöntemleri de öğretilecek; kadınlara bu konuda olanaklar sunulacaktır.


BOZTEPE'NİN GENÇ KIZLARI KENTLE TANIŞIYOR

(Çocuk, Kent, Çevre ve Mimarlık Ulusal Buluşması, 21-22 Kasım 2008 Ankara)

Gülbiye Yenimahalleli Yaşar

Özet : Ankara'nın içerisinde, gökdelenlerin gölgesindeki gecekonduda yaşayan genç kızlar, kentten izole olmuş bir yaşam sürdürüyorlar. Varlık ile yokluk bir arada. Okulları var, ama okulu sürdürebilmek için destekten yoksunlar. Hakları var, ama hem bilmiyorlar hem de nasıl elde edeceklerinden habersizler. Bilgi hazineleri yanı başlarında, ama ne ulaşacak olanakları var ne de nasıl ulaşacaklarını biliyorlar. Fişek Enstitüsü'nün, "kentli-evi" yaklaşımı çerçevesinde, Ankara-Türközü-Boztepe Mahallesi'ndeki dar gelirli ailelerin, "ilköğretime devam etmekte olan" genç kızlarına yönelik başlattığı, "Genç Kız Evi", 5.ders yılında da çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışma kapsamında, ön-test ve son-test ile desteklenen "Kentli değerler ve Yurttaşlık" çalışmasının verileri sunulacak ve bulgulardan dersler çıkarılmaya çalışılacaktır.


Anahtar kelimeler : Gecekondu, Kentli Değer, Yurttaşlık


Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı'nın "Genç Kız Evi" projesi, Enstitü'nün çocuk emeğinin sona erdirilmesi çalışmalarının bir parçası niteliğindedir. Çocuk emeğinin sona erdirilmesi çalışmalarının iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi ve en önemlisi uzun erimde çocuk emeğinin ortadan kaldırılarak çocukların eğitime devam etmelerinin sağlanmasıdır. Diğeri ise bu uzun erimli hedefe ulaşma sürecinde yani kısa ve orta erimde çalışan çocukların çalışma ortamında sağlık - güvenlik yönünden korunmalarıdır. Fişek Enstitüsü, çeyrek asırlık bir süredir çalışan çocuklara gerek işyerlerinde gerek Çıraklık Eğitim Merkezleri'nde sağlık-güvenlik hizmeti sunan model çalışmalarla kısa erimli hedeflerin gerçekleştirilmesine önemli katkılar sağlamaktadır. "Genç Kız Evi" projesi ise çocukların eğitime devam etmelerini destekleyerek çocuk emeğinin sona erdirilmesinde uzun erimli hedefin gerçekleştirilmesine katkı sağlamak amacıyla başlatılmıştır.

Genç Kız Evi projemizin temelini "kentli evi" kavramsallaştırması oluşturmaktadır (1). Bu kavramsallaştırma genel olarak geleneksel değerler yerine çağdaş kentli değerleri benimsemeyi içermektedir. Bu kapsamda; çocukların çalışma yaşamından uzak tutulması, kız çocuklarının kimlik ve meslek eğitimi, annelere yönelik "yaşam desteği" çalışmaları, toplumsal kurumlardan yararlanmayı öğrenme, örgüt ve örgütlenme bilincinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Bu kavramsal çerçeve bağlamında Genç Kız Evi'nin ana amacı, kız çocukların eğitim ve sosyal yaşama katılım düzeylerini arttırarak, yoksullukla başa çıkma ve kentli değerleri benimsemede kadınların ve genç kızların ön plana geçmesini sağlamaktır. Kente göç eden ailelerin kırsal değerlerin yerine kentsel değerleri koymalarına, kent yaşamına ayak uydurmalarına ve sorunlarına birlikte çözüm yolları aramalarına yardımcı olmak ise diğer hedefler arasında yer almaktadır (2).

Bu amaçlarla Ankara'nın Çankaya semtinin Boztepe mahallesinde 3 oda 1 salon büyüklüğe sahip bir gecekondu evi, 5. yıldır bölgede 4. - 8. sınıflara giden yaklaşık 70 kız çocuğuna bir yandan çalışma mekanı sunarken, diğer yandan beslenme olanağı, derslerine yardım, kütüphane ve bilgisayar gibi teknik destekler sağlamaktadır. Projenin yalnızca kız çocuklarını kapsamasının en temel nedeni eğitimdeki fırsat eşitsizliğidir. Eğitime yönelik destek, yaratıcı drama gibi bireysel gelişime katkı sağlayacak kurslar ile de desteklenmektedir. Ayrıca tiyatrolara, gezilere, hayvanat bahçesine, müzelere, kentin hareketli alanlarına düzenlenen gezilerle çocukların yaşadıkları kenti tanımaları sağlanmakta ve okula devam ettikleri sürece o kentin bir parçası olacakları inancı güçlendirilmektedir. Öte yandan kız çocuklarının Genç Kız Evi'nde gördükleri ilgi ve sevgi özgüvenlerini geliştirmekte, yetilerini ortaya çıkarmalarına olanak sağlamakta ve sonuçta ne istediklerini bilen kişilikli ve meslek sahibi bireyler olmalarını olumlu yönde etkilemektedir (2).

Kız çocuklarına yönelik yürüttüğümüz bu deneyim, onları bir yandan çocuk yaşta çalışma yaşamından uzak tutarken; bir yandan da erken evliliklerden uzak tutacaktır. Evlilik yaşının giderek ileri yaşlara atılması, genç kızların evlendikten sonra da mesleklerini sürdürmeleri, çocuk işçilerin sayısında azalmaya yol açacaktır (3).

Annelere yönelik yaşam desteği çalışmaları kapsamında kız çocuklarının anneleri de desteklenmektedir. Bu amaçla evlere verilen el işleri ile üretime katılmaları sağlanarak çalışma yaşamında daha büyük oranlarda görülen fırsat eşitsizliklerinin kırdığı cesaretler yeniden kazandırılmaya çalışılmakta, böylece hapsedildikleri dünyadan kurtulmaları ve özgüvenlerinin artmasına katkıda bulunulmaktır. Ayrıca yapılan gezilerle evin dışına çıkmaları sağlanarak sosyal yönden de desteklenmekte, hijyen, beslenme, aile planlaması, kadın hakları gibi kurslarla genel bilgi düzeyleri yükseltilmeye çalışılmaktadır.


Gözümüzde canlandırmamıza yardımcı olmak üzere bir günlük çalışmamızı kısaca özetleyecek olursak:

  • Okuldan çıkınca koşa koşa kestirme yollardan bir sokak aşağıdaki evimize soluk soluğa geliyorlar. O kadar ki, Genç Kız Evimize Cuma günleri gelen grup, bir an önce gelebilmek için öğretmenlerinden izin alarak bayrak töreninde kapıya yakın bir yere konuşlanıyor. Çünkü Genç Kız Evimizin 6.ayında sorduğumuz "neden buradasınız?" sorusuna verdikleri yanıtlarda olduğu üzere, Genç Kız Evimiz sıcak, sessiz, bilgisayar ve kütüphane var, hepsinden önemlisi ilgi görüp seviliyorlar.

  • Önce kek ve meyvelerden oluşan beslenme saati ve günün kısa gündemi.

  • Ardından gönüllülerimizin desteği ile ders tekrarı, testlerin çözülmesi, yanlışların irdelenmesi.

  • Zaman kalırsa oyun ve bilgisayar (4).

  • Ve her fırsatta yinelenen insan hakları gibi temel konular ve yanı sıra Türkiye ve dünya gündeminin onları yakından ilgilendirmesi gereken bazı konuları.


Genç kızlarımız ve annelerinin kentle tanışması için gerçekleştirilmiş etkinliklerin bir kısmı ise şöyle:

  • Anıtkabir ziyareti

  • Hayvanat bahçesi ziyareti

  • Tiyatro'ya gidiş

  • Müze ziyareti

  • Gölbaşı'na gidiş

  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlaması

  • 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları

  • 10.Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer'in ilk kez bir sivil toplum örgütünü, yani Genç Kız Evimizdeki kızlarımızı 23 Nisan 2007 tarihinde kabulü (5).

Kentli evi kavramsallaştırmasına ve Genç Kız Evimizin amaçlarına geri dönecek olursak, kırdan kente göçenlere kentli olmanın ve kentte yaşamanın ne demek olduğunu nasıl anlatacağız? Nitekim genç kızlarımıza kentli olmaktan ne anladıklarını sorduğumuzda aldığımız ilk tepki Boztepe'yi mi anlatacağız oldu. Bir diğeri şehir şehir hani kitabımızda var ya diye ekledi. Bir başkası eş anlamlısı diye ortaya atıldı. Bu küçük diyalog bile işimizin hiç de kolay olmayacağını gösteriyordu. Gelin genç kızlarımızın kentli olmak ne demek sorusuna verdikleri yanıtlara hep birlikte göz atalım (Tablo 1):

  • 4. sınıfların % 21'i yardımsever, saygılı ve hoşgörülü olmak, %18'i kurallara uymak, diğer %18'i kentte doğmak-büyümek-yaşamak, %11'i ise kentin zenginliklerinden yararlanmak (okul, hastane, kütüphane, postane, market, park, spor alanları) olarak tanımlarken,

  • 5. sınıfların %18'i güzel konuşmak, düzgün giyinmek olarak %14'ü yardımsever, saygılı ve hoşgörülü olmak olarak, %13'ü kurallara uymak, diğer %13'ü eğitimli, bilgili ve kültürlü olmak-kız çocuklarını okutmak, üçüncü %13'ü ise kentin zenginliklerinden yararlanmak olarak tanımlamakta,

  • 6. sınıfların %20'si kurallara uymak olarak, %18'i çevreyi korumak, çevreye duyarlı olmak, %16'sı yardımsever, saygılı ve hoşgörülü olmak, %11'i hak ve sorumluluklarını bilmek ve kullanmak, diğer %11'i ise sinema, tiyatro, konser gibi sanatsal ve kültürel etkinliklere katılmak olarak tanımlamakta,

  • 7. ve 8. sınıfların %18'i çevreyi korumak, çevreye duyarlı olmak olarak, diğer %18'i kentli olmayı bilmek, kent kültürüne sahip olmak olarak, % 16'sı kurallara uymak olarak, diğer %16'sı yardımsever, saygılı ve hoşgörülü olmak olarak, %11'i ise eğitimli, bilgili ve kültürlü olmak- kız çocuklarını okutmak olarak tanımlamaktadır.

  • Satır yüzdelerine bakıldığında, kentli olmayı bilmek ve kent kültürüne sahip olmak tanımı %80 ağırlıkla 7.ve 8. sınıfların, sinema-tiyatro-konser gibi sanatsal ve kültürel etkinliklere katılmak tanımı % 71 ağırlıkla 6. sınıfların, kolayca alışveriş yapabilmek tanımı %100 ile 5.sınıfların, kentli olmak özgürlüktür barış içinde yaşamaktır tanımı ise %66 ağırlıkla 4. sınıfların gündeme getirdiği tanımlar olmuşlardır.

TABLO 1: KENTLİ OLMAK NE DEMEK?




YANITLAR

4. Sınıflar

(12 Kişi)


5. Sınıflar

(15Kişi)

6. Sınıflar

(9 Kişi)

7-8. Sınıflar

(12Kişi)

Sütun

%

Satır

%

Sütun

%

Satır

%

Sütun

%

Satır

%

Sütun

%

Satır

%

1.Çevreyi korumak, çevreye duyarlı olmaktır

4

5

7

19

18

38

18

38

2.Kitap okumak, araştırmacı olmak, bilim ve teknolojiyi geliştirmektir

-

-

5

43

4

29

4

29

3.Kurallarına uymaktır (görgü, trafik vd)

18

18

13

25

20

32

16

25

4.Eğitimli, bilgili ve kültürlü olmak; kız çocuklarını okutmaktır

7

11

13

39

9

22

11

28

5.Kentli olmayı bilmek, kent kültürüne sahip olmaktır

4

10

2

10

-

-

18

80

6.Hak ve sorumlulukları bilmek ve kullanmaktır

4

13

-

-

11

63

4

25

7.Sinema, tiyatro, konser gibi sanatsal ve kültürel etkinliklere katılmaktır

-


4

29

11

71

-

-

8.Kentin zenginliklerinden yararlanmaktır: okul, hastane, kütüphane, postane, market, park, spor alanları

11

21

13

50

9

29

-

-

9.Yardımsever, saygılı, hoşgörülü olmaktır

21

21

14

29

16

25

16

25

10.Kolayca alışveriş yapabilmektir: marketten, mağazadan

-

-

9

100

-

-

-

-

11.Kentli olmak özgürlüktür, barış içinde yaşamaktır

7

66

2

33

-

-

-

-

12. Kentte doğmak, büyümek ve yaşamaktır

18

42

2

8

2

8

11

42

13. Güzel konuşmak, düzgün giyinmektir

7

15

18

77

-

-

2

8


Genç Kız Evimizdeki kızlarımıza bu kez "Nasıl Bir Kent İstiyorsunuz" diye sorduk ve şu yanıtları aldık (Tablo 2):

  • 4. Sınıfların %32'si düzenli, güvenli, huzurlu, temiz ve yeşil bir kent isterken, 5. Sınıfların %23'ü terör, vahşet ve doğal afetlerin olmadığı bir kent, 6.sınıfların %15'i kurallara uyulan bir kent, 7. ve 8.sınıfların %30'u da yine düzenli, güvenli, huzurlu, temiz ve yeşil bir kentte yaşamayı arzu ettiğini belirtmektedir.

  • Satır yüzdelerine bakıldığında, haklarını ve sorumluluklarını bilen insanların olduğu bir kent 4.sınıfların %43 ağırlıkla gündeme getirdiği bir özlem iken, terör-vahşet ve doğal afetlerin olmadığı bir kent 5.sınıfların %71 ağırlıkla, bilgili-duyarlı-düşünceli insanların olduğu bir kent 6.sınıflar %63 ağırlıkla ve ayrıcalıkların, zengin fakir ayrımının, maddi sıkıntıların olmadığı bir kent ise 7. ve 8. sınıfların %67 ağırlıkla dile getirdikleri özlemler olmuşlardır.


TABLO 2: NASIL BİR KENT İSTİYORUZ?



YANITLAR

4. Sınıflar

(12 Kişi)


5. Sınıflar

(15 Kişi)

6. Sınıflar

(9 Kişi)

7-8. Sınıflar

(12 Kişi)

Sütun

%

Satır

%

Sütun

%

Satır

%

Sütun

%

Satır

%

Sütun

%

Satır

%

1.Düzenli, güvenli, huzurlu, temiz ve yeşil bir kent

32

18

21

31

23

24

30

27

2.Okumaya önem ve fırsat veren

12

20

8

33

4

13

13

33

3.Kurallara uyulan (görgü, trafik, sigara yasağı vb)

8

14

5

21

15

50

5

14

4.Bilgili, duyarlı, düşünceli insanların olduğu

-

-

3

25

11

63

3

13

5.Okul, Park, tiyatro, sinema, spor, hastane, kütüphane gibi sosyal olanaklara sahip

-

-

9

30

15

35

18

35

6.İnsana, doğaya ve hayvana saygılı

12

14

12

38

11

24

13

24

7.Terör, vahşet ve doğal afetlerin olmadığı

12

14

23

71

-


8

14

8.İstihdam olanaklarına sahip

4

17

3

33

4

33

3

17

9. Hoşgörülü ve yardımsever insanların olduğu

8

13

11

47

13

40

-

-

10.Haklarını ve sorumluluklarını bilen insanların olduğu

12

43

3

29

4

29

-

-

11.Ayrıcalıkların, zengin fakir ayrımının, maddi sıkıntıların olmadığı

-

-

3

33

-

-

10

67

DEĞERLENDİRME:

Genç kızlarımız kentli olmak kavramına ağırlıkla, kurallara uymak, yardımsever saygılı hoşgörülü olmak, çevreyi korumak, eğitimli bilgili kültürlü olmak ve kentin zenginliklerinden yararlanmak anlamlarını yüklemektedirler.

Genç kızlarımızın nasıl bir kent istiyoruz sorusuna ağırlıkla verdikleri: düzenli güvenli huzurlu temiz yeşil, insana doğaya hayvana saygılı, terör vahşet ve doğal afetlerin olmadığı, okul park tiyatro sinema spor hastane kütüphane gibi sosyal olanaklara sahip, okumaya önem ve fırsat veren, kurallara uyulan, hoşgörülü ve yardımsever insanların bulunduğu bir kentte yaşamak ise bir özlem. Çünkü kentte olmasını istediklerini Boztepe'de bulabiliyor musunuz sorusuna kızların hepsi "hayır" diyor. Bu da onların nasıl bir yoksulluk ve yoksunlukla kuşatıldıklarını, ne denli kente uzak yaşadıklarını açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Her iki tabloya birlikte bakıldığında kentli olmak tanımları ile yaşamak istediğimiz kent tanımlarının çok büyük oranda örtüştüğünü görüyoruz. Ancak Tablo 2'de hemen dikkati çeken birkaç özlem çocukların ülkemizin sosyo-ekonomik yapısının neden olduğu yoksulluklarını gün yüzüne çıkarıyor. Bu özlemler ayrıcalıkların, zengin fakir ayrımının, maddi sıkıntıların olmadığı ve yeterli istihdam olanaklarına sahip bir kent özlemi. Doğal afetleri bir kenara bırakacak olursak yine çocukları dile getirdiği terör ve vahşetin olmadığı bir kent özlemi büyük oranda bu sorunların bir sonucu değil mi?

SONUÇ:

Biz genç kızlarımızdan umutluyuz. Onlarla yaşadığımız yaklaşık 5 yıllık bir deneyim, onların bu yoksulluk ve yoksunluk çemberini kırmalarını sağlayacak eğitimin önemini çoktan kavradıklarını ve artan ders başarıları ile bu çemberi şimdiden kırmaya başladıklarını sevinçle gözlemliyoruz.


Kaynakça:

  1. Fişek, A.Gürhan, " Kentli Evi Kavramının Kurumsallaştırılması", Çalışma Ortamı Dergisi, Temmuz Ağustos 2001, Sayı : 57 s.19.

  2. Genç Kız Evi: Kadınlar Eliyle Topluma Sunulan Can Simidi, (http://www.fisek.org.tr/proje_genckizevi.php, erişim tarihi Kasım 2008)

  3. Fişek, Oya, "Çocuk Emeğinin Sona Erdirilmesi: Genç Kız Evi Deneyimi", Çalışma Ortamı Dergisi, Eylül-Ekim 2005, Sayı : 82, s.21, (http://www.fisek.org.tr/sunum_genckizevi.php, erişim tarihi Kasım 2008)

  4. Fişek, A.Gürhan, "Kentli Evi Kavramsallaştırması Temelinde Genç Kız Evi Modeli", 7. Sokakta çalışan ve Yaşayan Çocuklar Sempozyumu, 7-9 Kasım 2008, Şanlıurfa. (http://www.fisek.org.tr/sunum_genckizevi.php, erişim tarihi Kasım 2008)

  5. http://www.fisek.org.tr/genckizevi-haber.php.


"Kentli Evi" Kavramsallaştırması Temelinde
"Genç Kız Evi" Modeli

Prof. Dr. A. Gürhan Fişek
7. Sokakta Çalışan ve Yaşayan Çocuklar Kongresi'nde (7-9 Kasım 2008, Şanlıurfa) sunulmuştur.

"Çocuğun yeri neresidir?" sorusunun yanıtı yalındır. Çocuğa bile sorsanız size, "Bunu bilmeyecek ne var: Evi, annesinin babasının yanı." der. Yaşama baktığımız zaman bu sorunun yanıtının, bu kadar yalın olmadığını, bir çok etmenin de itmesiyle farklılaştığını görürüz. Ama bu "gerçeklikler" bizim görevimizi değiştirmez. Biz "çocuğu", eviyle, annesiyle babasıyla barışık kılmak zorundayız. "Barışık" sözcüğü tam da yerine oturuyor. Çünkü bu sorun, aynı zamanda ülkenin bugününde de, yarınında da "barış" içinde yaşayabilmesinin anahtarıdır.

Bir başka yanıtı yalın soru da, "Çocuğun zamanının büyük bölümünü geçirmesi gereken yer "sokak" mıdır?" sorusudur. Buna da, hiç kuşkusuz "Hayır, okuldur" denilecektir. Ama yaşama baktığımız zaman bu sorununun yanıtınında yine, bu kadar yalın olmadığını görürüz. İrdelemeyi "eğitim" kavramından başlayarak, "olanaklar" ve "boş zaman" kavramlarına kadar giden geniş bir yelpaze içinde yapmamız gerekir.

Toplum, kendisini doğrudan ilgilendiren böylesi önemli bir konuda, yalnızca devletten gerçekleştirmesini bekleme lüksüne sahip değildir. Çünkü, "barış" ve "çocuk", toplumu doğrudan ilgilendiren ve etkileri, en derinden hissedilen konulardır. Bunun için de sivil toplum örgütleri, bu konularda ortaya çıkan sorunların daha iyi anlaşılması ve sorunların çözümüne katkı olması için modeller üretmeli; konuyu derinlemesine anlamaya çalışmalı ve benzerlerinin ortaya çıkması için "engelleri" iyi tanımlamalıdır.

Sizlere bugün sunmak istediğim model çalışma, 5.ders yılında da sürdürülmektedir (1). Her şeyden önce, bunda emeği geçen tüm gönüllülere ve "Genç Kız Evi"mizi büyük bir içtenlikle kucaklayan Ankara-Türközü-Boztepe mahallesi halkına teşekkür etmek isteriz.

Genç Kız Evi modelimizin temelini, "kentli evi" kavramsallaştırması oluşturmaktadır (2). Geleneksel değerlerden, çağdaş değerlere ve oradan da "küreselleşme"nin dayattığı değerlere kadar çok geniş bir çerçevede "kentli" olmayı ve "çağdaş değerleri" benimsemeyi tartışmalıyız.

Tartışmalıyız ki, Sayın Prof.Dr. Orhan Cavit Tütengil'in 1969'larda önerdiği, ama bizim hala uygulamadığımız bir projeyi yaşama geçirelim : "Kırdan kente göçenlere, "kentli olmanın ve kentte yaşamanın" farkını anlatalım (3).

Gönüllülerimiz, Ankara'nın çevresinde dar gelirlilerin yaşadığı mahallelerde yürüttükleri araştırmalarda, 8 yıllık temel eğitimden kaçmış genç kızlarla karşılaşmışlardı. Üstlerinde okul önlükleri, bir teftiş anında okula koşmaya hazır, küçük kardeşlerinin ya da ev işlerinin peşinde koşuyorlardı. Yine gönüllülerimiz, bu mahallelerdeki çalışmalarında, yaşadığı sokaktan bir adım ötesini görmemiş kadın ve kız çocuklarıyla karşılaşmışlardı. Değil Kızılay ya da Ulus'u, mahallenin bittiği noktayı bile görmemişlerdi. Nereden bilsinler haklarını ve bu hakların onlara açacağı ufku ?! Daha kendi kentlerini tanımıyorlar, nasıl bilebilsinler Dünya'nın ne denli uçsuz bucaksız olduğunu.

Kentli olmak, kentte yaşamak değildir. Kentte yaşamak, nimetlerden daha çok yararlanmayı olanaklı kılar. Kentteki nimetler ile kırsaldaki nimetler arasındaki fark şudur : Kırsaldaki nimetler doğanın verdikleridir; kentteki nimetler ise, insan yapımı. Doğanın verdiği nimetler sınırlıdır; başka doğa olaylarından etkilenerek azalabilir, çoğalabilir ama yok da olabilir. Kentteki nimetler, insan yapımıdır, ama erişimi sınırlıdır. Çünkü bu sınır, diğer insanlar tarafından konulmaktadır. Burada verilmesi gereken mücadele, herkesin olabilen en geniş nimet paketine erişmesidir; paylaşımın adaletli hale getirilmesidir.

Demek ki her kentli, her nimete erişememekte. Ne kadar çok nimetten yararlanabilirse, biz onu o kadar kentli saymalıyız. Ama nimete erişmek için bazı koşullar gerekir :

  1. Önce onun bir nimet olduğunu bilmek gerekir. Sözgelimi : Elektrik. Eğer hiç elektrikle tanışmamışsak, ondan yararlanarak kullanacağımız elektrikli iev aletlerinin bize neler kazandıracağını da bilemeyiz.
  2. Sonra bu nimeti nerede bulacağını bilmek gerekir. İlaç almamız gerekiyorsa, önce doktora, sonra eczaneye gitmemiz gerek.
  3. Birbirine benzeyen, birbirinin yerine geçen o kadar çok nimet vardır ki; "kıyaslamak" ve "seçmek" gerekir. Kumar da bir eğlencedir; spor karşılaşması da. Bunların arasındaki farkları ortaya koymak ve kendisini bazı eğlencelerden uzak tutmayı seçmek gerekir.
  4. Bir nimeti bilmek yetmez; istemek ve istediğine hiçbir etki altında kalmadan, özgürce karar vermek gerek. Evlilik öyle değil mi? Evlilik, seçenekler arasından, sevdiğini seçen için, bir nimettir. Ama bunu yaparken, karşılıklı olarak kararını özgürce verebilmek gerekir.
  5. Bir nimeti bilmek ve istemek yetmez onu elde edebilmek gerekir. Sözgelimi, kitabın bir nimet olduğunu bilirsiniz ama onu elde edebilmek için, ya paranız olacak ya da kütüphanenin yolunu bileceksiniz.
  6. Kendisi de yeni nimetler üreterek, hem kendi seçeneklerini çoğaltmalı ve hem de başkalarınınkini. Nimet havuzuna katkıda bulunmalı ki, kendisinin de pay alabileceği kadar büyük bir havuz oluşsun.

Ama bir sorunumuz var: Bizi şu anda etkisi altında bulunduran küreselleşme, "paylaşım özürlü"dür. Nimetlerin merkezdeki bir avuç insan tarafından alınmasını; külfetlere geri kalan milyarlarca insan tarafından katlanılmasını öngörmekte ve bunu başarmaktadır.

Nimet sözcüğünün yerine "insan hakları"nı da koyabilirsiniz. Yalnızca insan olmaktan ötürü kazanılan haklar bunlar. Ama eğitim yoksunluğu, tüm insan haklarının da kullanılamadığını gösteren "en" temel göstergedir. Küreselleşmenin paylaşım özürlü yaklaşımına "eğitime erişim" konusunda da tanık olmaktayız.

Kentli olabilmek, insan ürünü nimetlere nasıl erişilebileceğini öğrenmeyi gerektirir. Bu nedenle eğitim görme hakkını, kupkuru bir okuryazarlık anlamında ele alamayız. Sözkonusu eğitim, kişiliği geliştirmeye, olgunlaştırmaya elverişli bir öğretime dayanmalıdır. Bütün başka hakların anlaşılması, bu hakka bağlıdır. Bilinmedikçe, uygulanmadıkça, topluma mal edilmedikçe, "hak"ların hiç kimseye faydası yoktur.

1968 yılında bir düşünür şöyle diyordu : "İnsan haklarının tam anlamıyla uygulanması, gerçekleşmesi bakımından eğitim görme hakkının önemi üzerinde dururken, insanların yarısından çoğunun en köklü haklardan yoksun kalmaya devam ettiklerini, başka bir deyimle, bu insanların insan olmak hakkından vazgeçtiklerini, içinde yaşadıkları dünyada var oldukları halde, o dünyanın dışında yaşadıklarını, yalnızlık, karanlık içinde kaldıklarını; kendilerine de, toplumun yerleşmesine, gelişmesine, ilerlemesine de, yardımları katkıları olmadığını, olamayacağını; üstelik toplum için yük olmaktan başka bir işe yaramayacaklarını düşünmek, elbette ki, çağımızın en acı gerçeği, en korkunç felaketidir." (4)

Değil dünyanın ne denli uçsuz bucaksız olduğunu, kendi yaşadıkları kenti, bu kentte var olan nimetleri tanımayanlar ne kadar çok.

Gönüllü örgütlerin bu dev sorunla tek başlarına başa çıkmalarına olanak yok. Ama ışık yakmalarına, karanlıkta birbirine yaklaşarak ayakta durmaya çalışmalarına olanak var. Işığa yaklaşma cesaretini gösteren, anne-babaları gibi, "karanlıkta" kalmamaya çalışan gençlere güç vermesine olanak var.

Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi şöyle bitiyor:

"Çocuklar, en seçkin yetilerinin, kardeşlerinin hizmetine adanması gerekeceği duyguları ile büyütülmelidir. " (1924)

Bu ilkelerin ışığında yetiştirilenlerin, insan yapımı nimetlerin bu denli adaletsiz dağıtıldığı bir ortamda, ellerini kollarını bağlayıp oturmalarına olanak yok. "Sadaka" dağıtır gibi, yaşamını sürdürebilecek kadar yardım verilen, ama geri kalan tüm nimetlerden uzak bırakılan insanların "bağımlı" ve "umarsız" yaşantılarına kayıtsız kalınamaz.

Ailenin kente göçtüğü o ilk ve zor günlerde, ailenin zor zamanlarında, babalarının işsizliğinde, aileyi, çocukların çalışma yaşamına girişi kurtarmıştır. Bunu, ekonomik bir gereksinme ve bir "can simidi" olarak niteleyebiliriz. Ama bu özel dönemler dışında, çocuğunu çalıştırmakta bir sakınca görmeyen, onun "bedensel ve ruhsal yönden zedelenmediğini" sanan aileler, hep dar gelirliler arasından çıkmıştır. Onun için de, bu dar gelirli ailelerin çocukları, "Neden çalışıyorsunuz?" sorusuna, "Ailemize katkı olsun diye" yanıtlamışlardır. Bu çoğunlukla doğru değildir. Özellikle de erkek çocuklar için doğru değildir. Ailenin bütçesinin, erkek çocuklarını meslek lisesine ya da üniversiteye göndermeye el vermemesi; öğretim kurumlarının, iş bulmayı kolaylaştırmadığı inancı; erkek çocuklarını erken yaşta, kendi geleceğini, hayata atılarak şekillemeye yöneltmektedir. Demek ki esas güdüleyici etmen, erken meslek edinme motifidir.

Buna karşın, kız çocukların bir meslek edinmesine gerek olmadığı düşünülmektedir. Onlar bir an önce evlenecek, çok çocuk sahibi olacak ve onlara bakacaklardır. Bu onların ya evde bekletilmelerini (ve ev işlerini yapmalarını); ya da çalışma yaşamına erken yaşta, ama geçici olarak atılmalarını getirmektedir. Genç kızların çalışması tamamıyla ekonomiktir ve "kazandıkları paranın tümünü ailelerine vermektedirler. Çalışan genç kızların cep harçlıkları, daha çok çalışarak, fazla mesai ile elde edip, ailelerinden gizledikleridir. Bu noktada, genç kızların iki seçenekleri var :

  1. Çalışmalarını sürdürmek ve evlenseler de işi bırakmamak: Bu durumda, sınırlı mesleksel bilgilerle, sınırlı bir iş çevresine sıkışıp kalırlar.
  2. Çalışma yaşamında kalıcı ve nitelikli bir emek ögesi olmak: Bunun yolu da, okumaktan, en yüksek nitelikleri kazanmaya çalışmaktan geçer. Bu durumda, önlerinde zengin bir iş yelpazesi oluşur.

Genç kızlarımız, toplumun "can(kurtaran) simitleri"dir. Onlar çalışma yaşamından uzak kaldıkça, toplum, gücünün yarısından yoksun demektir. Onun için de, genç kızlarımızı da genç oğullarımız gibi yetiştirmeliyiz.

Bu düşüncelerden yola çıktığımızda, Genç Kız Evi deneyimimiz, bizim toplumsal sorumluluğumuzun bir gereğidir. Eğitime erişim konusunda en "eşitsiz" konumda olan kızların, örgün öğretimlerini sürdürmelerini, çalışma yaşamına erken yaşta katılmaktan ya da daha yetişkin olmadan evlendirilmelerinden uzak tutulmalarını sağlama düşüncesinin bir ürünüdür. Bu ürün, "haydi kızlar okula" kampanyasında olduğu gibi yalnızca söylem düzeyinde kalan bir çağrı olmamakta, hem okumaları ve hem de "özgür, özgüvenli, çalışkan, ne istediğini bilen ve meslek sahibi" birer birey olmaları için çaba göstermektedir.

Boztepe mahallesindeki çalışmamızın 6.ayında genç kızlara sorduk, "Neden buradasınız?" diye. Sırasıyla beş yanıt verdiler :

  • Burası sıcak,
  • Burası sessiz,
  • Burada bize ilgi gösteriliyor, seviliyoruz.
  • Bilgisayarlar var.
  • Kütüphane var (5).

Bu yanıtlardan herkesin ders çıkarması gerek. "İnternet kafe"ye gitmelerine izin verilmeyen, ama öğretmenlerinin internet gerektiren ödevler verdiği kızlarımız; 2000 kitaptan oluşan bir kütüphaneyi rüyalarında bile görmeyen kızlarımız; "sıcak, sessiz ve sevecen" bir ortam istiyorlar. İşte genç kız evi modelimizin özü, bu gereksinmeleri karşılamaya yöneliktir. Onun yanında yaptıklarımız, ikinci plandadır:

  • Okuldan çıkınca koşa koşa, kestirme yollardan bir sokak aşağıdaki genç kız evimize geliyorlar. O kadar ki, Cuma günleri gelen grup, öğretmenlerinden izin alarak, bayrak töreninde kapıya yakın bir yerde konuşlanıyorlar; daha çabuk okuldan çıkabilsinler ve Genç Kız Evimize daha çabuk gelebilsinler diye.
  • Önce kek ve meyvelerden oluşan beslenme saati. Heyecanla günlerini ve gündemlerini anlatıyorlar.
  • Bunu derslerini tekrar etme ve gönüllülerimizin onların derslerine yardımcı olması aşaması izliyor. Testler çözülüyor ve yanlışlar irdeleniyor.
  • Zaman kalırsa oyun ve bilgisayar (kalmazsa tatil aylarını beklemeleri gerekecek),
  • Haftada bir, kendi aralarından, "haftanın genç kızı"nı seçiyorlar. En az ağzını bozan, arkadaşlarıyla ilişkilerine özen gösteren ve görgü kurallarına dikkat eden genç kız, arkadaşlarınca, haftanın genç kızı seçiliyor. Önceleri herkes kendisini seçiyordu; şimdi genç kızlarımız, seçimlerini, daha nesnel ölçütlere göre sonuçlandırmaya başladı. Bunu bir demokrasi eğitimi olarak da görebilirsiniz.
  • Belki de bu eve, "Genç kız ve annesinin evi" demek daha doğru. Çünkü genç kız anneleri de bu oluşumun bir parçası. Onlara ekonomik katkıda bulunmak için, el işleri veriliyor. Onlara, sorunları olduğunda danışabilmeleri için iletişim kanalları açılıyor. Orada söyleşiler yapılıyor ve 8 Mart Dünya Kadınlar günü birlikte kutlanıyor.
  • Genç kızlarla annelerinin katıldığı, kentin merkezine geziler düzenleniyor. Tiyatrolara gidiliyor. Anıtkabir ve müzesi gezildi. Atatürk Orman Çiftliği'nde, Hayvanat Bahçesi'nde, Gölbaşı Parkı'nda, Lozan Parkı'nda piknikler yapıldı.

Genç Kız Evi modelimizdeki en önemli ögelerden biri sürdürebilirliktir. Bu hem bizim için, hem de genç kızlar için geçerlidir. Görevimizi bir gün bile aksatmadık. Yağmur demedik, kar demedik, yaz demedik çalışma düzenimizi bozmadık. Ama onlardan da, "komşu ziyareti", "hafif kırıklık", "uyuya kalmış" gibi gerekçelerle, devamlarını aksatmalarını hoş görmedik; izlenen programlardan geri kalmalarına izin vermedik; derslerini çalışmaları için hep denetleyici olduk. Ama bütün bu zorlukların yanında, kentsel yaşamın zenginliklerini, olanaklar ölçüsünde, genç kızlarımızla paylaşmaya çalıştık.

Boztepe mahallesindeki çalışmamızın 4.yılında genç kızlara sorduk, "Kentli olmak nedir?" diye. Gelen yanıtların zenginliği, genç kız evinin, bir kentli evi işlevini yerine getirdiğini göstermektedir. Genç kızlarımız her şeyin farkındadır :

  • Kent zenginliktir. Kentte her istediğimiz şey var : Oyuncaklar, parklar, oyun alanları vs.
  • Kentte yararlanacak bir çok kurum var : Okul, sağlık ocağı, hastane, eczane, postane, market vs.
  • Kentte oturmak, insanı kentli yapmaz.
  • Kentli olmak, kültür ve sanat çalışmalarını izleyebilmektir.
  • Kentli olmak özgürlüktür.
  • Kentli olmak hak ve sorumluluklara sahip olmaktır.
  • Kentli olmak kurallara uymaktır.
  • Kentli olmak görgü kurallarına uymaktır. Kibar konuşmak, düzgün giyinmektir.
  • Hoşgörülü olmak, başkalarının fikirlerine saygı göstermektir.
  • Kentli olmak okumaktır.

Bunların hepsi genç kızlarımızın sözleri. Genç kızlarımızdan umutluyuz. Onlar haklarının da sorumluluklarının da bilincindeler. Derslerindeki başarıları ve öğretmenlerinin iletileri, bize, içlerinden bir çok başarılı kadın çıkacağını gösteriyor. Her kentte, Boztepe gibi pek çok tepe ve bu tepelerde yaşayan milyonlarca çocuk var. onların kentli olma hakkı yani insanca yaşama hakkı olduğunun acaba biz "kentsoylular" ne kadar farkındayız ?! Asıl önemlisi, sözden eyleme ne kadar geçiyor ?!

Genç kızlarımıza "Boztepe'de bu saydıklarınızdan ne kadarına ulaşabiliyorsunuz?" diye sorduğumuzda, "Çok azına" diyorlar. Ama hepsi kararlı. Okuyup, biz de ötekiler gibi, kent nimetlerinin hepsinden yararlanacağız. Sonra, birkaçı, televizyonda izleyip etkilendikleri bir sloganı söylüyorlar : "Çocuğuz, insanız, hakkımızı söke söke alırız".

Biz yaştakilerin yapamadığını, onlar başaracaklar. Yarına güvenle bakabilmek için, bugün çok çalışmamız gerek.

--------------------------------------------------------------

KAYNAKÇA :
(1) www.fisek.org.tr/proje_genckizevi.php
(2) Fişek A.Gürhan : Kentli Evi Kavramının Kurumsallaştırılması, Çalışma Ortamı Dergisi, Temmuz Ağustos 2001, Sayı : 57 s.19
(3) Tütengil Cavit Orhan : Türkiye'de Köy Sorunu, 1969.
(4) Tuncel Bedrettin : Eğitim Görme Hakkı, "İnsan Hakları" içerisinde, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yayını, 1969 s.47.
(5) Fişek Oya : Genç Kız Evimiz Şehre Tepeden Bakar, Çalışma Ortamı, Mart Nisan 2005, Sayı : 79 s.14. (www.genckizevi-haber.php)



     

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı
Selanik Cad. 52/4 Kızılay-Ankara
Tel : 0.312.4197811, Faks : 0.312.4252801
http://www.fisek.org.tr