| |
| Genç Kız Evi
Boztepe'nin Genç Kızları Kentle Tanışıyor "Kentli Evi" Kavramsallaştırması Temelinde "Genç Kız Evi" Modeli GENÇ KIZ EVİ :
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
YANITLAR |
4. Sınıflar (12 Kişi)
|
5. Sınıflar (15Kişi) |
6. Sınıflar (9 Kişi) |
7-8. Sınıflar (12Kişi) |
||||
|
Sütun % |
Satır % |
Sütun % |
Satır % |
Sütun % |
Satır % |
Sütun % |
Satır % |
|
|
1.Çevreyi korumak, çevreye duyarlı olmaktır |
4 |
5 |
7 |
19 |
18 |
38 |
18 |
38 |
|
2.Kitap okumak, araştırmacı olmak, bilim ve teknolojiyi geliştirmektir |
- |
- |
5 |
43 |
4 |
29 |
4 |
29 |
|
3.Kurallarına uymaktır (görgü, trafik vd) |
18 |
18 |
13 |
25 |
20 |
32 |
16 |
25 |
|
4.Eğitimli, bilgili ve kültürlü olmak; kız çocuklarını okutmaktır |
7 |
11 |
13 |
39 |
9 |
22 |
11 |
28 |
|
5.Kentli olmayı bilmek, kent kültürüne sahip olmaktır |
4 |
10 |
2 |
10 |
- |
- |
18 |
80 |
|
6.Hak ve sorumlulukları bilmek ve kullanmaktır |
4 |
13 |
- |
- |
11 |
63 |
4 |
25 |
|
7.Sinema, tiyatro, konser gibi sanatsal ve kültürel etkinliklere katılmaktır |
- |
|
4 |
29 |
11 |
71 |
- |
- |
|
8.Kentin zenginliklerinden yararlanmaktır: okul, hastane, kütüphane, postane, market, park, spor alanları |
11 |
21 |
13 |
50 |
9 |
29 |
- |
- |
|
9.Yardımsever, saygılı, hoşgörülü olmaktır |
21 |
21 |
14 |
29 |
16 |
25 |
16 |
25 |
|
10.Kolayca alışveriş yapabilmektir: marketten, mağazadan |
- |
- |
9 |
100 |
- |
- |
- |
- |
|
11.Kentli olmak özgürlüktür, barış içinde yaşamaktır |
7 |
66 |
2 |
33 |
- |
- |
- |
- |
|
12. Kentte doğmak, büyümek ve yaşamaktır |
18 |
42 |
2 |
8 |
2 |
8 |
11 |
42 |
|
13. Güzel konuşmak, düzgün giyinmektir |
7 |
15 |
18 |
77 |
- |
- |
2 |
8 |
Genç Kız Evimizdeki kızlarımıza bu kez "Nasıl Bir Kent İstiyorsunuz" diye sorduk ve şu yanıtları aldık (Tablo 2):
4. Sınıfların %32'si düzenli, güvenli, huzurlu, temiz ve yeşil bir kent isterken, 5. Sınıfların %23'ü terör, vahşet ve doğal afetlerin olmadığı bir kent, 6.sınıfların %15'i kurallara uyulan bir kent, 7. ve 8.sınıfların %30'u da yine düzenli, güvenli, huzurlu, temiz ve yeşil bir kentte yaşamayı arzu ettiğini belirtmektedir.
Satır yüzdelerine bakıldığında, haklarını ve sorumluluklarını bilen insanların olduğu bir kent 4.sınıfların %43 ağırlıkla gündeme getirdiği bir özlem iken, terör-vahşet ve doğal afetlerin olmadığı bir kent 5.sınıfların %71 ağırlıkla, bilgili-duyarlı-düşünceli insanların olduğu bir kent 6.sınıflar %63 ağırlıkla ve ayrıcalıkların, zengin fakir ayrımının, maddi sıkıntıların olmadığı bir kent ise 7. ve 8. sınıfların %67 ağırlıkla dile getirdikleri özlemler olmuşlardır.
TABLO 2: NASIL BİR KENT İSTİYORUZ?
|
YANITLAR |
4. Sınıflar (12 Kişi)
|
5. Sınıflar (15 Kişi) |
6. Sınıflar (9 Kişi) |
7-8. Sınıflar (12 Kişi) |
||||
|
Sütun % |
Satır % |
Sütun % |
Satır % |
Sütun % |
Satır % |
Sütun % |
Satır % |
|
|
1.Düzenli, güvenli, huzurlu, temiz ve yeşil bir kent |
32 |
18 |
21 |
31 |
23 |
24 |
30 |
27 |
|
2.Okumaya önem ve fırsat veren |
12 |
20 |
8 |
33 |
4 |
13 |
13 |
33 |
|
3.Kurallara uyulan (görgü, trafik, sigara yasağı vb) |
8 |
14 |
5 |
21 |
15 |
50 |
5 |
14 |
|
4.Bilgili, duyarlı, düşünceli insanların olduğu |
- |
- |
3 |
25 |
11 |
63 |
3 |
13 |
|
5.Okul, Park, tiyatro, sinema, spor, hastane, kütüphane gibi sosyal olanaklara sahip |
- |
- |
9 |
30 |
15 |
35 |
18 |
35 |
|
6.İnsana, doğaya ve hayvana saygılı |
12 |
14 |
12 |
38 |
11 |
24 |
13 |
24 |
|
7.Terör, vahşet ve doğal afetlerin olmadığı |
12 |
14 |
23 |
71 |
- |
|
8 |
14 |
|
8.İstihdam olanaklarına sahip |
4 |
17 |
3 |
33 |
4 |
33 |
3 |
17 |
|
9. Hoşgörülü ve yardımsever insanların olduğu |
8 |
13 |
11 |
47 |
13 |
40 |
- |
- |
|
10.Haklarını ve sorumluluklarını bilen insanların olduğu |
12 |
43 |
3 |
29 |
4 |
29 |
- |
- |
|
11.Ayrıcalıkların, zengin fakir ayrımının, maddi sıkıntıların olmadığı |
- |
- |
3 |
33 |
- |
- |
10 |
67 |
DEĞERLENDİRME:
Genç kızlarımız kentli olmak kavramına ağırlıkla, kurallara uymak, yardımsever saygılı hoşgörülü olmak, çevreyi korumak, eğitimli bilgili kültürlü olmak ve kentin zenginliklerinden yararlanmak anlamlarını yüklemektedirler.
Genç kızlarımızın nasıl bir kent istiyoruz sorusuna ağırlıkla verdikleri: düzenli güvenli huzurlu temiz yeşil, insana doğaya hayvana saygılı, terör vahşet ve doğal afetlerin olmadığı, okul park tiyatro sinema spor hastane kütüphane gibi sosyal olanaklara sahip, okumaya önem ve fırsat veren, kurallara uyulan, hoşgörülü ve yardımsever insanların bulunduğu bir kentte yaşamak ise bir özlem. Çünkü kentte olmasını istediklerini Boztepe'de bulabiliyor musunuz sorusuna kızların hepsi "hayır" diyor. Bu da onların nasıl bir yoksulluk ve yoksunlukla kuşatıldıklarını, ne denli kente uzak yaşadıklarını açık bir şekilde gözler önüne seriyor.
Her iki tabloya birlikte bakıldığında kentli olmak tanımları ile yaşamak istediğimiz kent tanımlarının çok büyük oranda örtüştüğünü görüyoruz. Ancak Tablo 2'de hemen dikkati çeken birkaç özlem çocukların ülkemizin sosyo-ekonomik yapısının neden olduğu yoksulluklarını gün yüzüne çıkarıyor. Bu özlemler ayrıcalıkların, zengin fakir ayrımının, maddi sıkıntıların olmadığı ve yeterli istihdam olanaklarına sahip bir kent özlemi. Doğal afetleri bir kenara bırakacak olursak yine çocukları dile getirdiği terör ve vahşetin olmadığı bir kent özlemi büyük oranda bu sorunların bir sonucu değil mi?
SONUÇ:
Biz genç kızlarımızdan umutluyuz. Onlarla yaşadığımız yaklaşık 5 yıllık bir deneyim, onların bu yoksulluk ve yoksunluk çemberini kırmalarını sağlayacak eğitimin önemini çoktan kavradıklarını ve artan ders başarıları ile bu çemberi şimdiden kırmaya başladıklarını sevinçle gözlemliyoruz.
Kaynakça:
Fişek, A.Gürhan, " Kentli Evi Kavramının Kurumsallaştırılması", Çalışma Ortamı Dergisi, Temmuz Ağustos 2001, Sayı : 57 s.19.
Genç Kız Evi: Kadınlar Eliyle Topluma Sunulan Can Simidi, (http://www.fisek.org.tr/proje_genckizevi.php, erişim tarihi Kasım 2008)
Fişek, Oya, "Çocuk Emeğinin Sona Erdirilmesi: Genç Kız Evi Deneyimi", Çalışma Ortamı Dergisi, Eylül-Ekim 2005, Sayı : 82, s.21, (http://www.fisek.org.tr/sunum_genckizevi.php, erişim tarihi Kasım 2008)
Fişek, A.Gürhan, "Kentli Evi Kavramsallaştırması Temelinde Genç Kız Evi Modeli", 7. Sokakta çalışan ve Yaşayan Çocuklar Sempozyumu, 7-9 Kasım 2008, Şanlıurfa. (http://www.fisek.org.tr/sunum_genckizevi.php, erişim tarihi Kasım 2008)
"Kentli Evi" Kavramsallaştırması Temelinde
"Genç Kız Evi" Modeli
Prof. Dr. A. Gürhan Fişek
7. Sokakta Çalışan ve Yaşayan Çocuklar Kongresi'nde (7-9 Kasım 2008, Şanlıurfa) sunulmuştur.
"Çocuğun yeri neresidir?" sorusunun yanıtı yalındır. Çocuğa bile sorsanız size, "Bunu bilmeyecek ne var: Evi, annesinin babasının yanı." der. Yaşama baktığımız zaman bu sorunun yanıtının, bu kadar yalın olmadığını, bir çok etmenin de itmesiyle farklılaştığını görürüz. Ama bu "gerçeklikler" bizim görevimizi değiştirmez. Biz "çocuğu", eviyle, annesiyle babasıyla barışık kılmak zorundayız. "Barışık" sözcüğü tam da yerine oturuyor. Çünkü bu sorun, aynı zamanda ülkenin bugününde de, yarınında da "barış" içinde yaşayabilmesinin anahtarıdır.
Bir başka yanıtı yalın soru da, "Çocuğun zamanının büyük bölümünü geçirmesi gereken yer "sokak" mıdır?" sorusudur. Buna da, hiç kuşkusuz "Hayır, okuldur" denilecektir. Ama yaşama baktığımız zaman bu sorununun yanıtınında yine, bu kadar yalın olmadığını görürüz. İrdelemeyi "eğitim" kavramından başlayarak, "olanaklar" ve "boş zaman" kavramlarına kadar giden geniş bir yelpaze içinde yapmamız gerekir.
Toplum, kendisini doğrudan ilgilendiren böylesi önemli bir konuda, yalnızca devletten gerçekleştirmesini bekleme lüksüne sahip değildir. Çünkü, "barış" ve "çocuk", toplumu doğrudan ilgilendiren ve etkileri, en derinden hissedilen konulardır. Bunun için de sivil toplum örgütleri, bu konularda ortaya çıkan sorunların daha iyi anlaşılması ve sorunların çözümüne katkı olması için modeller üretmeli; konuyu derinlemesine anlamaya çalışmalı ve benzerlerinin ortaya çıkması için "engelleri" iyi tanımlamalıdır.
Sizlere bugün sunmak istediğim model çalışma, 5.ders yılında da sürdürülmektedir (1). Her şeyden önce, bunda emeği geçen tüm gönüllülere ve "Genç Kız Evi"mizi büyük bir içtenlikle kucaklayan Ankara-Türközü-Boztepe mahallesi halkına teşekkür etmek isteriz.
Genç Kız Evi modelimizin temelini, "kentli evi" kavramsallaştırması oluşturmaktadır (2). Geleneksel değerlerden, çağdaş değerlere ve oradan da "küreselleşme"nin dayattığı değerlere kadar çok geniş bir çerçevede "kentli" olmayı ve "çağdaş değerleri" benimsemeyi tartışmalıyız.
Tartışmalıyız ki, Sayın Prof.Dr. Orhan Cavit Tütengil'in 1969'larda önerdiği, ama bizim hala uygulamadığımız bir projeyi yaşama geçirelim : "Kırdan kente göçenlere, "kentli olmanın ve kentte yaşamanın" farkını anlatalım (3).
Gönüllülerimiz, Ankara'nın çevresinde dar gelirlilerin yaşadığı mahallelerde yürüttükleri araştırmalarda, 8 yıllık temel eğitimden kaçmış genç kızlarla karşılaşmışlardı. Üstlerinde okul önlükleri, bir teftiş anında okula koşmaya hazır, küçük kardeşlerinin ya da ev işlerinin peşinde koşuyorlardı. Yine gönüllülerimiz, bu mahallelerdeki çalışmalarında, yaşadığı sokaktan bir adım ötesini görmemiş kadın ve kız çocuklarıyla karşılaşmışlardı. Değil Kızılay ya da Ulus'u, mahallenin bittiği noktayı bile görmemişlerdi. Nereden bilsinler haklarını ve bu hakların onlara açacağı ufku ?! Daha kendi kentlerini tanımıyorlar, nasıl bilebilsinler Dünya'nın ne denli uçsuz bucaksız olduğunu.
Kentli olmak, kentte yaşamak değildir. Kentte yaşamak, nimetlerden daha çok yararlanmayı olanaklı kılar. Kentteki nimetler ile kırsaldaki nimetler arasındaki fark şudur : Kırsaldaki nimetler doğanın verdikleridir; kentteki nimetler ise, insan yapımı. Doğanın verdiği nimetler sınırlıdır; başka doğa olaylarından etkilenerek azalabilir, çoğalabilir ama yok da olabilir. Kentteki nimetler, insan yapımıdır, ama erişimi sınırlıdır. Çünkü bu sınır, diğer insanlar tarafından konulmaktadır. Burada verilmesi gereken mücadele, herkesin olabilen en geniş nimet paketine erişmesidir; paylaşımın adaletli hale getirilmesidir.
Demek ki her kentli, her nimete erişememekte. Ne kadar çok nimetten yararlanabilirse, biz onu o kadar kentli saymalıyız. Ama nimete erişmek için bazı koşullar gerekir :
Ama bir sorunumuz var: Bizi şu anda etkisi altında bulunduran küreselleşme, "paylaşım özürlü"dür. Nimetlerin merkezdeki bir avuç insan tarafından alınmasını; külfetlere geri kalan milyarlarca insan tarafından katlanılmasını öngörmekte ve bunu başarmaktadır.
Nimet sözcüğünün yerine "insan hakları"nı da koyabilirsiniz. Yalnızca insan olmaktan ötürü kazanılan haklar bunlar. Ama eğitim yoksunluğu, tüm insan haklarının da kullanılamadığını gösteren "en" temel göstergedir. Küreselleşmenin paylaşım özürlü yaklaşımına "eğitime erişim" konusunda da tanık olmaktayız.
Kentli olabilmek, insan ürünü nimetlere nasıl erişilebileceğini öğrenmeyi gerektirir. Bu nedenle eğitim görme hakkını, kupkuru bir okuryazarlık anlamında ele alamayız. Sözkonusu eğitim, kişiliği geliştirmeye, olgunlaştırmaya elverişli bir öğretime dayanmalıdır. Bütün başka hakların anlaşılması, bu hakka bağlıdır. Bilinmedikçe, uygulanmadıkça, topluma mal edilmedikçe, "hak"ların hiç kimseye faydası yoktur.
1968 yılında bir düşünür şöyle diyordu : "İnsan haklarının tam anlamıyla uygulanması, gerçekleşmesi bakımından eğitim görme hakkının önemi üzerinde dururken, insanların yarısından çoğunun en köklü haklardan yoksun kalmaya devam ettiklerini, başka bir deyimle, bu insanların insan olmak hakkından vazgeçtiklerini, içinde yaşadıkları dünyada var oldukları halde, o dünyanın dışında yaşadıklarını, yalnızlık, karanlık içinde kaldıklarını; kendilerine de, toplumun yerleşmesine, gelişmesine, ilerlemesine de, yardımları katkıları olmadığını, olamayacağını; üstelik toplum için yük olmaktan başka bir işe yaramayacaklarını düşünmek, elbette ki, çağımızın en acı gerçeği, en korkunç felaketidir." (4)
Değil dünyanın ne denli uçsuz bucaksız olduğunu, kendi yaşadıkları kenti, bu kentte var olan nimetleri tanımayanlar ne kadar çok.
Gönüllü örgütlerin bu dev sorunla tek başlarına başa çıkmalarına olanak yok. Ama ışık yakmalarına, karanlıkta birbirine yaklaşarak ayakta durmaya çalışmalarına olanak var. Işığa yaklaşma cesaretini gösteren, anne-babaları gibi, "karanlıkta" kalmamaya çalışan gençlere güç vermesine olanak var.
Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi şöyle bitiyor:
"Çocuklar, en seçkin yetilerinin, kardeşlerinin hizmetine adanması gerekeceği duyguları ile büyütülmelidir. " (1924)
Bu ilkelerin ışığında yetiştirilenlerin, insan yapımı nimetlerin bu denli adaletsiz dağıtıldığı bir ortamda, ellerini kollarını bağlayıp oturmalarına olanak yok. "Sadaka" dağıtır gibi, yaşamını sürdürebilecek kadar yardım verilen, ama geri kalan tüm nimetlerden uzak bırakılan insanların "bağımlı" ve "umarsız" yaşantılarına kayıtsız kalınamaz.
Ailenin kente göçtüğü o ilk ve zor günlerde, ailenin zor zamanlarında, babalarının işsizliğinde, aileyi, çocukların çalışma yaşamına girişi kurtarmıştır. Bunu, ekonomik bir gereksinme ve bir "can simidi" olarak niteleyebiliriz. Ama bu özel dönemler dışında, çocuğunu çalıştırmakta bir sakınca görmeyen, onun "bedensel ve ruhsal yönden zedelenmediğini" sanan aileler, hep dar gelirliler arasından çıkmıştır. Onun için de, bu dar gelirli ailelerin çocukları, "Neden çalışıyorsunuz?" sorusuna, "Ailemize katkı olsun diye" yanıtlamışlardır. Bu çoğunlukla doğru değildir. Özellikle de erkek çocuklar için doğru değildir. Ailenin bütçesinin, erkek çocuklarını meslek lisesine ya da üniversiteye göndermeye el vermemesi; öğretim kurumlarının, iş bulmayı kolaylaştırmadığı inancı; erkek çocuklarını erken yaşta, kendi geleceğini, hayata atılarak şekillemeye yöneltmektedir. Demek ki esas güdüleyici etmen, erken meslek edinme motifidir.
Buna karşın, kız çocukların bir meslek edinmesine gerek olmadığı düşünülmektedir. Onlar bir an önce evlenecek, çok çocuk sahibi olacak ve onlara bakacaklardır. Bu onların ya evde bekletilmelerini (ve ev işlerini yapmalarını); ya da çalışma yaşamına erken yaşta, ama geçici olarak atılmalarını getirmektedir. Genç kızların çalışması tamamıyla ekonomiktir ve "kazandıkları paranın tümünü ailelerine vermektedirler. Çalışan genç kızların cep harçlıkları, daha çok çalışarak, fazla mesai ile elde edip, ailelerinden gizledikleridir. Bu noktada, genç kızların iki seçenekleri var :
Genç kızlarımız, toplumun "can(kurtaran) simitleri"dir. Onlar çalışma yaşamından uzak kaldıkça, toplum, gücünün yarısından yoksun demektir. Onun için de, genç kızlarımızı da genç oğullarımız gibi yetiştirmeliyiz.
Bu düşüncelerden yola çıktığımızda, Genç Kız Evi deneyimimiz, bizim toplumsal sorumluluğumuzun bir gereğidir. Eğitime erişim konusunda en "eşitsiz" konumda olan kızların, örgün öğretimlerini sürdürmelerini, çalışma yaşamına erken yaşta katılmaktan ya da daha yetişkin olmadan evlendirilmelerinden uzak tutulmalarını sağlama düşüncesinin bir ürünüdür. Bu ürün, "haydi kızlar okula" kampanyasında olduğu gibi yalnızca söylem düzeyinde kalan bir çağrı olmamakta, hem okumaları ve hem de "özgür, özgüvenli, çalışkan, ne istediğini bilen ve meslek sahibi" birer birey olmaları için çaba göstermektedir.
Boztepe mahallesindeki çalışmamızın 6.ayında genç kızlara sorduk, "Neden buradasınız?" diye. Sırasıyla beş yanıt verdiler :
Bu yanıtlardan herkesin ders çıkarması gerek. "İnternet kafe"ye gitmelerine izin verilmeyen, ama öğretmenlerinin internet gerektiren ödevler verdiği kızlarımız; 2000 kitaptan oluşan bir kütüphaneyi rüyalarında bile görmeyen kızlarımız; "sıcak, sessiz ve sevecen" bir ortam istiyorlar. İşte genç kız evi modelimizin özü, bu gereksinmeleri karşılamaya yöneliktir. Onun yanında yaptıklarımız, ikinci plandadır:
Genç Kız Evi modelimizdeki en önemli ögelerden biri sürdürebilirliktir. Bu hem bizim için, hem de genç kızlar için geçerlidir. Görevimizi bir gün bile aksatmadık. Yağmur demedik, kar demedik, yaz demedik çalışma düzenimizi bozmadık. Ama onlardan da, "komşu ziyareti", "hafif kırıklık", "uyuya kalmış" gibi gerekçelerle, devamlarını aksatmalarını hoş görmedik; izlenen programlardan geri kalmalarına izin vermedik; derslerini çalışmaları için hep denetleyici olduk. Ama bütün bu zorlukların yanında, kentsel yaşamın zenginliklerini, olanaklar ölçüsünde, genç kızlarımızla paylaşmaya çalıştık.
Boztepe mahallesindeki çalışmamızın 4.yılında genç kızlara sorduk, "Kentli olmak nedir?" diye. Gelen yanıtların zenginliği, genç kız evinin, bir kentli evi işlevini yerine getirdiğini göstermektedir. Genç kızlarımız her şeyin farkındadır :
Bunların hepsi genç kızlarımızın sözleri. Genç kızlarımızdan umutluyuz. Onlar haklarının da sorumluluklarının da bilincindeler. Derslerindeki başarıları ve öğretmenlerinin iletileri, bize, içlerinden bir çok başarılı kadın çıkacağını gösteriyor. Her kentte, Boztepe gibi pek çok tepe ve bu tepelerde yaşayan milyonlarca çocuk var. onların kentli olma hakkı yani insanca yaşama hakkı olduğunun acaba biz "kentsoylular" ne kadar farkındayız ?! Asıl önemlisi, sözden eyleme ne kadar geçiyor ?!
Genç kızlarımıza "Boztepe'de bu saydıklarınızdan ne kadarına ulaşabiliyorsunuz?" diye sorduğumuzda, "Çok azına" diyorlar. Ama hepsi kararlı. Okuyup, biz de ötekiler gibi, kent nimetlerinin hepsinden yararlanacağız. Sonra, birkaçı, televizyonda izleyip etkilendikleri bir sloganı söylüyorlar : "Çocuğuz, insanız, hakkımızı söke söke alırız".
Biz yaştakilerin yapamadığını, onlar başaracaklar. Yarına güvenle bakabilmek için, bugün çok çalışmamız gerek.
--------------------------------------------------------------
KAYNAKÇA :
(1) www.fisek.org.tr/proje_genckizevi.php
(2) Fişek A.Gürhan : Kentli Evi Kavramının Kurumsallaştırılması, Çalışma Ortamı Dergisi, Temmuz Ağustos 2001, Sayı : 57 s.19
(3) Tütengil Cavit Orhan : Türkiye'de Köy Sorunu, 1969.
(4) Tuncel Bedrettin : Eğitim Görme Hakkı, "İnsan Hakları" içerisinde, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yayını, 1969 s.47.
(5) Fişek Oya : Genç Kız Evimiz Şehre Tepeden Bakar, Çalışma Ortamı, Mart Nisan 2005, Sayı : 79 s.14. (www.genckizevi-haber.php)
Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı
Selanik Cad. 52/4 Kızılay-Ankara
Tel : 0.312.4197811, Faks : 0.312.4252801
http://www.fisek.org.tr